Uludağ Ü. İlahiyat Fakültesi Dinler Tarihi Anabilim Dalı

  • MECRA ATIF SİSTEMİ

    Makaleler ve kitaplar için atıf sistemi

  • MECRA ŞABLONU

    Zotero ve Mendeley programlarında kullanılmak üzere hazırlanmış Mecra şablonunu indirmek için tıklayınız.

Yahudiler ve Para


Share:

İsmail Kıllıoğlu 2

İlahiyat Fakültelerinde felsefe derslerine çok önem ve yer verildiğine ilişkin öfkeli söylemlere karşın, felsefe dersleri İlahiyat Fakültelerinde daima üvey evlat muamelesi görmüştür. Bu biraz felsefede ele alınan konuların ilahiyat öğrencilerine uzak biraz da zor gelmesinden kaynaklansa gerektir.
Bizim öğrenciliğimiz zamanında da öyleydi. Felsefe tarihi dersini takip etmekte zorlanırdık. Hocamız belli bir seviyeyi korumaya çalışarak dersi anlatır; ders esnasında veya sonunda soru sormamıza izin verirdi.
Felsefe altyapısı iyi olmayan ve çoğunluğu itibariyle felsefeye ilgi de duymayan öğrencilerden müteşekkil sınıfımızda sorulan sorular da oldukça basit olurdu. Bir matematik profesörüne üçgenin iç açıları toplamını sormak gibiydi, felsefe tarihi hocamıza derste sorduğumuz sorular.
Pek çok başka derste ve hocada örneğini gördüğümüz gibi, hocamız "bu nasıl soru?" diye söze başlayarak bizi aşağılayabilir, hatta hakaret de edebilirdi. Ama hocamız bizim seviyesi yerlerde gezen sorularımıza büyük bir ciddiyetle cevap verirdi. Ardından, "Eğer şöyle soracak olursanız..." veya "Eğer şunu soracak olursanız..." diye yeni bir bahis açarak, o günkü dersle ilgili asıl sorulması gerekenleri bize açıklardı.
Felsefe Tarihi hocamız İsmail Kıllıoğlu'ndan aklımda kalan bu ikinci hayat dersidir: Öğrencini/muhatabını küçümseme, ona hakaret etme. Bilakis kendisini değerli hissetmesini sağla. Ama zerafet ve nezaketle asıl yapılması, sorulması, görülmesi gerekeni de açıkla.
Bize dersini mümkün olabilecek en yüksek düzeyde anlatırken, edebi, zerafeti ve küçüklere bile saygı göstermeyi öğreten hocam! İki cihanda aziz ve bahtiyar olasınız.
Share:

İsmail Kılloğlu 1

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde galiba 3. sınıftaydım. 1994 yılı olmalı. Hocamız derse geldi. Kürsüsüne oturup ders notlarını hazırladıktan sonra, derse başlamak üzere başını kaldırdı. Yüzünde sanki bir kara bulut dolaştı bir anda. Neşesini kaybetti mi, bize mi öyle geldi, yoksa ben mi şimdi öyle hatırlıyorum, emin değilim. Bakışı öğretmen masasının hemen önündeki ilk sırada oturan öğrenciye takıldı. Öğrenci arkadaşımız elindeki gazeteyi çarşaf gibi bir güzel açmış hiç istifini bozmadan okuyordu.
Hocanın bir öfke patlaması yaşayacağını, celallenip bağıracağını ve belki de öğrenciyi dersten kovacağını düşünüyor/bekliyorduk.
Derin bir nefes aldı hocamız ve gazete okuyan öğrenciye dönerek "Bir habere mi takıldın evladım" dedi, "Ben de bazen okuduğum bir yazıya dalar, etrafımı unuturum. Eğer böyle bir yazıysa okuduğun, seni bekleyebilirim."
Ne zerafetti yâ Rabbi!
Öğrenci hemen toparlandı, özür diledi. Ders huzurla başladı.
Bize hem felsefeyi hem edep ve zerafeti hem de sınıf yönetimini öğreten hocamız İSMAİL KILLIOĞLU idi.
Onun şahsında tüm öğretmenlerime hayırlı uzun ömürler dilerim. Merhum hocalarıma Rabbim merhametiyle muamele eylesin.
Bize bu dünyada rehberlik eden tüm hocalarıma, dünyada ve ahirette Kur'ân rehber olsun; iki cihanda aziz ve bahtiyar olsunlar.

http://www.biyografya.com/biyografi/10278
Share:

Dinle Yarışmaya Çalışan Ulu Hocalar!

Satrancı, ney'i, Allah'ın helal kıldığı yiyecekleri gençlere yasaklayan; hanımları sadece siyah renk elbise giymeye, peçe takmaya ya da çarşafa mecbur eden, huzuru değil, huzursuzluğu tercih ve terviç eden ulu hocalar! İstikbalin genç Müslüman deistleri sizin eseriniz olacaktır.
...
Tebessüm öfke kadar ve sevgi nefret kadar prim yapmıyor, ne yazık ki!
...
Yangın var deyip mumla adam arayan İsmail Bey'e kulak verin, lütfen.


Share:

İnşaat değil, inşa

İnşaat değil, inşa et.
Tarihi, kültürü, ilmi, sanatı, edebiyatı, şehri ve istikbali inşa et.
Yetişir artık bu kadar inşaat.
Share:

Nisa 46

"Kelimeleri yerlerinden oynatıyorlar" değil.
"Kelimeleri yerlerinden kaydırıyorlar" değil.

"Kelime oyunu yaparlar" veya "Laf çarptırırlar"
"Kelime oyunlarıyla laf çarptırırlar."

ya da

"Kelimelerin anlamını çarpıtırlar".

Âyetin devamında bunun örnekleri veriliyor. "Semi'nâ ve eta'nâ" (işittik ve itaat ettik) yerine "semi'nâ ve asaynâ" (işittik ve isyan ettik), "dinledik" yerine "dinledik ya, dinlemez olası" gibi birtakım kelime oyunlarıyla laf sokuşturmak isteyen Yahudilerden bahsediliyor.

Bu nedenle, âyetin çevirisini şöyle yapmak mümkündür:
"Bazı Yahudiler, dine saldırmak maksadıyla dillerini eğip bükerek «işittik ve isyan ettik!», «Dinle, a dinlemez olası!» ve «Râinâ» diyerek kelime oyunlarıyla laf çarptırırlar."
 الله أعلم بالصواب



Share:

Zan ve Gıybet

Terliyken soğuk su içmek ya da sıcaktan bunalıp cereyanda oturmak gibidir zan ve gıybet. İlk anda çok tatlı, ama sonucu daima felaket.
Share:

Hucurât 12

"Zannın çoğundan kaçının" değil.
"Zandan çokça kaçının"

Share:

Bizde Neden Garbiyat Enstitüleri Yok


Şarkıyatçının iki büyük açmazı vardır: İslam’ı tam ve doğru sunduğunda, Yahudilik ve Hıristiyanlıktan sonra gelmiş olan bu dinin, okuyucusuna cazip gelmesinden korkar. İkincisi, İslam’ı ve diğer doğu din ve kültürlerini araştırma süreci, batılı devletlerin emperyalist devlet politikalarıyla eş zamanlı ortaya çıkıp geliştiği için, çoğu oryantalist şu veya bu şekilde sömürgecilikle irtibatlıdır veya iş tutmuştur. Bu iki açmaz şarkıyatçının en büyük zorluklarıdır ve bu iki cendereden çıkıp kurtulabilen şarkıyatçı sayısı gerçekten çok azdır. 

Bununla birlikte, kendisi için en büyük zorluklar olarak belirttiğimiz bu iki husus, gariptir ki, şarkıyatçıya en büyük fırsatı da altın bir tepsi içinde sunmaktadır. İslam’ı tam ve doğru sun(a)madığı için şarkıyatçının çalışması, misyonere bir el kitabı olur. Sömürgecilikle iş tutması nedeniyle, devlet, emperyalist yayılmacılığını genişletmek ve sürdürmek için şarkıyatçının sağladığı bilgilere ihtiyaç duyar. Hem misyoner kilise teşkilatlarının hem de devlet erkinin desteğini arkasına alabilmiştir şarkıyatçı. Bu nedenle, Avrupa ve Amerika’nın pek çok şehrinde Şarkıyat, İslam, Ortadoğu, Hint, Çin vb. alanlara odaklanmış sayısız enstitü açılmış ve büyük bütçelerle desteklenmiştir. Bütçe sıkıntısı nedir bilmeyen bu enstitü ve merkezler, istedikleri kitapları getirtebilmişler, istedikleri kadar eleman istihdam edebilmişler ve bu elamanlarını çalışma yapacakları ülkelerde araştırma yapmak veya yerel dilleri öğrenmek için uzun süreli destekle
mişlerdir.

Batıda kilise, devlet ve üniversite desteği alan yüzlerce Şarkıyat ve İslam enstitüleri (veya benzer kurumlar) olmasına karşın, bizde kaç tane Garbiyat Enstitüsü vardır? Kaç tane Yahudilik Araştırmaları Merkezi, Hıristiyanlık Araştırmaları Merkezi ya da İsrail Araştırmaları Merkezi bulunmaktadır? Durum tahmin ettiğiniz kadar kötü değil. Tahmininizin de ötesinde vahim. Cevap: Sıfır. Evet, Türkiye’de bu konularda çalışan enstitüsü sayısı sıfır. Neden? Çünkü Yahudilik veya Hıristiyanlık veya Batı üzerine bir enstitüye bütçe desteği verebilecek ne misyoner kilise teşkilatımız ne emperyalist politikalar güden bir devletimiz ne de dış politikasını belirlerken bilimsel araştırmalardan ve verilerden yararlanmak gereğine inanan bir anlayışımız var. Bu tür enstitülerin açılması durumunda, bu kurumlara en çok muhafazakâr camianın bazı (belki de çoğu) kesimlerinin karşı çıkacağını tahmin etmek de zor değil. Hâlbuki bu enstitüleri kurmadan ne evrensel bir güç olabilir ne de sağlıklı bir dış politika üretebiliriz. 

Edward Said “Şarkıyatçılığa tepki Garbıyatçılık olmamalı” derken muhtemelen yanılıyordu. Zira garbıyatçının ne misyonerlik teşkilatlarının ne de emperyalist devletin hizmetkârı, yardımcısı ve destekçisi olmadığını/olamayacağını gözden uzak tutuyordu. Ayrıca, şarkıyatçının sahip olduğu kilise ve devlet desteğine, muazzam bütçe ve büyük kurumlara, garbıyatçının hiç sahip olmadığını, belki de asla sahip olamayacağını da yine görememişti. 

Share:

Ebû Mansûr el-Mâtürîdî’nin Tevrat ve İncil’in Tahrifi Meselesine Bakışı

Uluslararası İmâm Mâtürîdî ve Te'vîlâtü'l-Kur'ân Sempozyumu, bu Cuma ve Cumartesi (02-03.11.2018) İstanbul'da Marmara İlahiyat Fakültesi'nde gerçekleşiyor.
"Ebû Mansûr el-Mâtürîdî’nin Tevrat ve İncil’in Tahrifi Meselesine Bakışı" isimli bildirim Cumartesi günü 09:30 oturumunda 
Sempozyum Programı (pdf)









Share:

Şarkıyatçı & Garbıyatçı (2)

İstisnaları dışarıda tutulursa, şarkıyatçı şu veya bu şekilde sömürgecilikle ilişki kurmuş kişidir. Bazen devleti adına çalışan bir ajan olmuştur, bazen teorisyen. Ya masa başında ya da sahada sömürgecilerin işini kolaylaştıran bir araştırmacıdır o. İlim sadece ilim için değil, devleti ve devletinin siyasî/emperyal idealleri uğruna icra edilen bir uğraştır onun gözünde.

Buna mukabil, garbiyatçıyı sömürgecilikle ilişkilendirecek herhangi bir bağ yoktur. Şarkın ne zayıf ve edildgen olduğu günümüzde, ne de güçlü ve hâkim olduğu geçmiş dönemlerinde, “öteki”ni araştıran bir Şarklının veya daha özelde Müslümanın ajandasına sömürgecilik yer almaz.

Dolayısıyla, emperyalizmle irtibatlı ve iltisaklı şarkıyatçı aslında doğru ve tam bir sunum peşinde değildir. Şarkıyatçıyı ilgilendiren, İslâm hakkında elde ettiği bilgilerin, sömürgecilik politikasında devletin veya misyonerlik faaliyetinde misyonerin işine yarayacak yönlerini bulup öne çıkarmaktır. Doğrudan ziyade, kendince faydalının peşinde koşan şarkıyatçının aradığı İslam değildir; İslam’ı doğru anlamak ve eksiksiz sunmak gibi bir derdi de yoktur aslında. İslâm’daki hakikat ifadelerini, insanlık için yüce değerleri değil, kendince kusur gördüğü şeyleri parlatır. Hz. Peygamber’in hayatından örnek alınacak kesitlerin değil, modern hayata ve batılı insana ters görünen hususların peşindedir. İslâm’da ittifak edilen konuları değil, ihtilafları önemser. Müslüman yöneticilerin gayr-i Müslimlerle ilgili binlerce âdil uygulamasını kısaca ve "büyük" bir lütufla (!) verdikten sonra, istisna kabul edilecek birkaç zulüm örneğini detaylıca anlatır.

Şarkıyatçının çalışmasını test etmenin basit bir yolu vardır. Aslında bu, dinler tarihinin en temel ve vaz geçemeyeceği ilkesidir. Kendi inancının dışındaki bir dini araştıran kişinin yaptığı çalışmayı, incelediği dinin mensupları ve âlimleri “Evet, bu benim dinimdir.” diyerek kabul ve tasdik ediyorlarsa, o çalışma doğru ve başarılıdır.

Kaç şarkıyatçı bu sınavdan başarıyla geçebilir!?
Share:

Şarkıyatçı & Garbıyatçı (1)

İslam'ı inceleyen bir Yahudi veya Hıristiyan, bu evrensel ve tek tanrıcı din karşısında "Neden Müslüman değilim?" sorusuyla yüzleşmek; hem kendini hem de okuyucusunu tatmin edici bir cevap bulmak zorundadır.

İslam son evrensel din olduğu için Hıristiyanlığı inceleyen Müslümanın böyle bir zorluğu yoktur. Bu nedenle, Şarkı bir imaj, kötü bir imaj oluşturmak için inceleyen bir şarkıyatçı gibi davranmaz Garbiyatçı/oksidentalist. Son dinin mümessili olmanın rahatlığı vardır garbiyatçıda.

Oryantalist "İslam hak din olamaz" ya da "Kur'an ilahî kelâm değildir" ön yargılarıyla başlar incelemesine. Bu önyargı onun çalışmasını baştan kusurlu hale getirir. Halbuki garbiyatçı önceki dinlerin hak dinler olduğu kabülüyle inceler konusunu.
Share:

Dünyanın En Büyük Havaalanı Türkiye'de Açıldı

Yeni havaalanımız İSTANBUL. Dosta gurur ve sürûr, düşmana kahır olasın İSTANBUL... 
***
En güzel 29 Ekim armağanı. Dünyanın en büyük havaalanı ülkemize hayırlı olsun. 2023 hedefine doğru giden yolda, bugün hayırlı bir dönüm noktası olacak inşallah. Ülkeye yaptığınız tüm diğer katkılanızın yanısıra, bugün için de teşekkürler cumhurbaşkanım 
@tcbestepe. Var olunuz.
Share:

Oksident: Yahudilik, Hıristiyanlık ve Batı Araştırmaları Dergisi

Dergi dünyasına yeni bir nefes, yeni bir heyecan: Oksident.

Oksident, yılda iki sayı çıkan hakemli ve elektronik bir dergidir. Dergide öncelikle Yahudilik, Hıristiyanlık ve Batı üzerine yazılmış makalelere yer verilir. Ayrıca Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yahudiler arasındaki ilişkilere ve polemiklere ilave olarak, İslam ve Türkiye üzerine yapılan oryantalist çalışmalara cevap mahiyetindeki yazılar da dergide yayımlanabilir. Sadece Türkiye’deki akademisyenlerden yazı kabul eden dergimizde makaleler Türkçe ve İngilizce dillerinde kaleme alınır.

Oksident, anlamayı ve ele aldığı konuyu doğru sunumu ilke edinen bir teşebbüstür. Şarkı Şarklılaştıran Şarkıyatçılığa bir tepki olarak, Garbı Garplaştırma, ötekileştirme ya da yanlış bir imaj oluşturma teşebbüsü değildir.

Konular:

Yahudiliğin tarihi, inançları, ibadetleri ve toplumsal boyutu hakkındaki çalışmalar. 
Hıristiyanlığın tarihi, inançları, ibadetleri ve toplumsal boyutu hakkındaki çalışmalar. 
Müslüman-Hıristiyan İlişkileri, Müslüman-Yahudi İlişkileri, Hıristiyan-Yahudi İlişkileri
Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yahudiler arasındaki polemikler 
Avrupa ve Amerika üzerine yapılan araştırmalar
Oryantalist çalışmaların değerlendirilmesi
Batıda din-toplum, din-siyaset ilişkisine ait çalışmalar
***
Oksident ilgli konularda makale kabulüne başlamıştır.

Share:

Kaşıkçı Bir Arbede Ölmüş imiş!

Kaşıkçı'nın ölüm nedeni arbedeymiş. Ne derbeder bir açıklama! Arbededeki ölüm iki hafta saklanır mı? Arbedeye karışanlar yakalanıp hemen polise teslim edilmez mi? Ceset derhal ailesine verilmez mi?

Bakın bakalım arbede açıklamasına kim sahip çıkacak? Kan kimin eline bulaşmış, kâtiller kim görürsünüz.
Share:

Müslümanların Bölünmüşlüğü ve "Nefret Suçları"

Üsküdar'daki "İman Sempozyumu"nda meydana gelen kabalık, kabadayılık ve rajon kesme türü hoyratlıkların ardından bir yıl önceki bir yazıyı bir kez daha hatırlatmak istedim.

Ayrıca hatırlatmak isterim ki, Müslümanlar arasındaki husumeti, bölünmeyi ve ihtilafı kim kaşıyor, sürekli gündemde tutuyor ve tansiyonu yükseltiyorsa, biliniz ki, o kişi veya zümre düşmanı sevindiriyor; hem ülkesine hem de dinine -hiç şüphesiz- ihanet ediyor. Bu ihanetinin belki farkında değil. Belki samimi dinî hissiyatı ve hasasiyetiyle böyle davranıyor. Şeytanın dindarlık kisvesi altında iş görebileceğine en iyi örnekler bunlar.

---

Yetkililere bir önerim ve çağrım var. Ülkemiz için, dinimiz için ve istikbalimiz için bu çağrım. 
"Nefret suçları" ile ilgili hukukî düzenlemeler derhal detaylı bir şekilde düzenlenmeli ve etkili bir şekilde işletilmelidir. Başkasına/Ötekine karşı nefret söylemi kullananlar, kim olursa olsun, derhal cezalandırılmalıdır. Müslüman gruplar ve cemaatler, başkalarının yanlışıyla uğraşmak ve ötekini yok etmeye çalışmak yerine, kendi doğrularını ortaya koyup yaymaya odaklanmalıdır.

Aksi halde, mevcut hizipleşme, klikleşme ve ötekileştirme eğilimi bizi bölünmeye doğru götürüyor ve istikbalimizi tehdit ediyor.

Devlette yetkili merciler "Nefret suçları" işleyenleri bulup gereğini yapsınlar.

Biz siviller, yani tüm Türk halkı da "nefret söylemi" içinde bulunan kim varsa, o kişi ve grupları bundan vazgeçmeye çağırmalıyız. Buna rağmen hâlâ bu söylemi devam edenlerle de zaman geçirmeden yolumuzu ayırmalıyız. Zira bölücünün yanında durmak onu teşvik etmek ve bu suça bir şekilde ortak olmak demektir.

Vesselâm, aziz dostum.
Share:

Kurav Kur'an Oturumları - Yusuf Suresi 21-35


Share:

Hıristiyanlıkta Vahiy ve Peygamberlik

Muhammet Tarakçı, "Hıristiyanlık'ta Vahiy ve Peygamberlik", Vahiy ve Peygamberlik, ed. Yusuf Şevki Yavuz, İstanbul: Kuramer Yayınları, 2018, ss. 77-175. 

Share:

Eski Kültürlerde ve Doğu Dinlerinde Vahiy ve Peygamberlik

Muhammet Tarakçı, "Eski Kültürlerde ve Doğu Dinlerinde Vahiy ve Peygamberlik", Vahiy ve Peygamberlik, ed. Yusuf Şevki Yavuz, İstanbul: Kuramer Yayınları, 2018, ss. 17-39. 

Share:

Hıristiyanlıkta Evlilik Üzerine Formüller

Hıristiyanlıkta papazlık ve evlilik ilişkisine dair birkaç formül not edeyim. 
Hıristiyan nüfusu ikiye ayırabiliriz: Ruhban (papaz ve keşişler) ve laik (sıradan Hıristiyanlar). 
...
Birinci formül: Katoliklikte, ruhban evlenemez, laik boşanamaz. Papaz veya keşiş ve rahibenin evlenmesi mümkün değildir. Laikler, yani sıradan Hıristiyanlar da evlendikten sonra boşanamazlar. Bu yüzden herhangi bir iş veya başka türden birlikteliklerde "Katolik nikahı gibi olsun" denilir; yani hiç ayrılmayalım, demektir. 
***
İkinci formül: Katoliklikte evli bir adam, sonradan papaz olmak isterse, öncelikle hanımıyla papaz olmalıdır. Yani onunla fiilen ayrılmalıdır. Fiilen demek durumundayız, birinci formülde bahsedildiği üzere, Katoliklikte boşanma yok. Papaz da olmak isteseniz, karınızdan boşanamazsınız. Böyle bir durumda, kadın, bir manastırda rahibe olarak yaşamaya razı olmalı; ancak daha sonra erkek de kendini fiilen "bekar" biri olarak papazlık mesleğine adayabilir. 
****
Üçüncü formül: Ortodokslukta evli adam papaz olabilir, ama papaz evlenemez. Eğer papaz olmadan önce evlenmişseniz, evli olarak papazlığa başlarsınız. Ama kilise hiyerarşisinde daha yukarı çıkamazsınız. Eğer bekârken papazlığa başlamışsanız, papaz olduğunuz sürece evlenemezsiniz.
Share:

Papaz, Rahip, Pastör

Rahip Brunson
Papaz Brunson
Pastör Brunson.
***
Efendim, papaz Hıristiyan din adamına verilen addır. "Baba" kökünden gelir. Peder efendi ile aynı anlamda. Katolik ve Ortodoks kiliselerinde papaz, kiliseye kendisini vakfetmiş kişidir. Papaz, dinî bir eğitimden geçtikten sonra, kilise otoritesince görevine atanır. Evlenmez.

Rahip, bir kavram kargaşası olarak bizde papazın yerine kullanılmış. Aslında rahip veya rahibe, Hıristiyanlıkta öncelikle Hıristiyan keşişini ifade eder. Onlar da kendilerini manastırdaki dinî hayata adamışlardır. Evlenmezler.

Bizim literatürde "İslam'da ruhban sınıfı yoktur" derken, öncelikle anlamamız gereken, herhalde bir manastıra çekilip, evlenmeden, çoluk çocuk sahibi olmadan hayat sürme anlayışıdır. Bununla birlikte, papazlar da evlenmedikleri ve kendilerini kiliseye adadıkları için, belki onları da ikinci derecede ifade eder.

Pastör, Protestan din görevlisinin adıdır. Ne rahiptir ne de papaz. Pastörün mutlaka resmî bir dinî bir eğitim alma zorunluğu olmaz. Evlenebilir...

---

Şimdi bu Brunson efendi, Evanjelik, yani Protestan. Evlenmiş, çoluk çocuk sahibi olmuş. O yüzden onun adı Pastör efendim. 
Büyük büyük televizyon kanallarına, ismi büyük gazetecilere duyurulur...
Share:

Ilahiyat Studies için Zotero ve Mendeley Şablonları

Ülkemizde İngilizce olarak ilahiyat alanıyla ilgili makaleler yayımlayan Ilahiyat Studies'in yazım kurallarına uygun olarak hazırladığım Zotero ve Mendeley şablonları Zotero'nun şablon deposunda kullanıma açıldı. 

Hayırlı olsun.

Zotero şablon deposuna ulaşmak için tıklayınız.
Share:

Kitap Tanıtımı: Doğudan Batıya, Annemarie Schimmel

Çev. Ömer Enis Akbulut (İstanbul: Sufi Kitap, 2017)

Özet: Doğudan Batıya, Annemarie Schimmel’in Orient and Occident: My Life in East and West isimli otobiyografi kitabının Türkçe çevirisidir. Kitap yedi bölümden oluşmaktadır. Schimmel Almanya’da Marburg, Türkiye’de Ankara ve ABD’de Harvard üniversitelerinde hocalık yapmış; İsveç, Hollanda, İsviçre, ABD, Türkiye, Kuveyt, Bahreyn, Suriye, Ürdün, Mısır, Sudan, Tunus, Fas, Yemen, Suudi Arabistan, İran, Afganisan, Orta Asya, Pakistan, Hindistan, Endonezya ve daha pek çok ülkeyi gezip görmüş ve gezdiği yerlerde meşhur ve önemli kişilerle tanışmıştır. Tasavvuf, İslamî edebiyat ve sanatlarda otorite kabul edilen Schimmel, otobiyografisinde hayatı, gezdiği ülke ve şehirler ve tanıdığı kişiler hakkında dikkat çekici ve ilginç bilgiler vermektedir. Bu tanıtım yazısı aynı zamanda kitabın çevirisinde görülen bazı yanlışlara da işaret etmektedir. 
İslam tarihi ve sanatları ve dinler tarihi başta olmak üzere ilahiyat alanında çalışan bilhassa genç akademisyen ve araştırmacıların dikkatine...

http://dergipark.gov.tr/download/article-file/458721
Share:

Fuat Sezgin'in Ardından


Bilimler tarihçisi Fuat Sezgin, 
Biri varsa bu çağda, 
Âlim denmeye layık, 
Hiç şüphesiz, o sendin.

---

Sefer Turan'ın kendisiyle yaptığı röportajdan bir bölüm: 
...
İlmin Dar Kapısından Giriş

Turan: Sayın Prof. Dr. Fuat Sezgin. Hocam, sizi ve fikirlerinizi tanıyacağız. Frankfurt’ta gerçekleştirdiğiniz ve İstanbul’a da taşıdığınız çok önemli projeleriniz var. Onları sizden, birinci elden duymaya çalışacağız. Ama öncelikle dilerseniz, biraz zât-ı âlinizi tanıyalım... 1924’te Bitlis’te doğdunuz. İstanbul Üniversitesi’nde öğrenci iken 1960 yılında Almanya’ya gitmek durumunda kaldınız. O günlerden biraz bahsedebilir misiniz?

Sezgin: 1943 yılında akrabalarımdan biri beni Edebiyat Fakültesi’ne götürdü. Hâlbuki ben mühendis olma sevdası peşindeydim. O zaman büyük bir Alman âlim vardı. Arapçayı çok iyi bilirdi. Bana “seni onun seminerine götürmek istiyorum” dedi. Ben de “gidelim” dedim ve o büyük âlimin seminerine gittim. O gün o büyük âlim beni adeta büyüledi. Ben artık mühendis olmayı veya başka bir mesleğin peşinde koşmayı kafamdan çıkardım. O büyük âlimin talebesi olmayı düşünüyordum. Kayıt zamanı geçmişti ama gecikmeli de olsa, dekana gittim. Bir şans eseri dekanın odasında bulunduğum sırada o büyük âlim de odaya girdi, iri yarı bir adamdı. Durdu. Dekanla konuşmamın bitmesini bekledi. Dekan ona “Oo... Ritter Bey... ” dedi. “Sizin talebeniz olma başvurusunda bulunan bir insanla konuşuyorum” dedi. Hoca bana şöyle bir baktı, “Galiba bu benim dünkü seminerimdeydi” dedi.

Turan: Yani o kadar kişi arasında sizi hatırladı.

Sezgin: Hayır o kadar çok kişi yoktu. Onun seminerlerine sadece 3-4 kişi giderdi. Çünkü zor bir adamdı. Seminerlerinden kaçardı talebeler. Çok zaman tek bir talebe olarak katıldığımı hatırlarım. Bana, “Gelin, biraz konuşalım. Çok zor bir şeye talipsiniz. Arapça öğrenmelisiniz. Ben de zor bir hocayım. Benim talebelerim hep benden kaçar, biliyor musunuz?” dedi. “Biliyorum, bana bunları anlattılar. Ben bunlara rağmen bu tehlikeye girmek istiyorum” dedim. Güldü, “peki” dedi. Böylece onun talebesi oldum, ikinci hafta seminerine gittiğimde 3 dakika gecikmiştim. Cebinden altın saatini çıkardı ve bana göstererek; “3 dakika geciktiniz, bu bir daha tekerrür etmemelidir!” dedi. Ben ona sadece, “tamam” demekle kalmadım, hakikaten o günden itibaren bütün hayatımda randevularıma gecikmeme prensibine azami dikkat ettim. Galiba o günden bugüne, belki size tuhaf gelir ama sadece üç randevuya, yani 1943’ten bugüne kadar üç randevuya zamanında ulaşamamanın ıstırabım yaşıyorum! Böyle bir hocanın talebesi olma şansına sahip oldum. Nedense bu adam beni büyülemişti ve kendinden önceki bilge kişilerin bilgilerini bana aktardığını hissetmeye başladım. Hiç not tutmazdım. O söylerdi, ben de söylediklerini kafama yazardım. İnanır mısınız anlattıklarının büyük kısmı hâlâ bu kafamda taşınmaktadır.

Turan: Hocam çok af edersiniz... Bir şeyi çok merak ettim. “Ritter’i dinlediğimde, mühendis olmaktan vazgeçtim, beni büyüledi” dediniz. Sizi büyüleyen ne idi? Belki de hayatınızdaki şifre bu olsa gerek. Ritter sizi hangi yönden etkiledi?

Sezgin: O adam büyük Avrupalı oryantalistlerin belki en büyüğüydü. Bu büyük oryantalistler arasında farklı bir tipti. Beni çok etkilemişti. Bu etkilenmeyi size bütün manasıyla aktarabilmem mümkün değil.

Turan: Peki hocam... Hocanız Ritter sizden Arapça öğrenmenizi istiyor ve 6 ay eve kapanıyorsunuz ve Arapçayı öğreniyorsunuz.

Sezgin: Ben zaten Arapça öğrenmeye başlamıştım. Ama hiçbir mesafe kaydetmiyordum. Bütün gayretlerime rağmen hocam benden memnun değildi ilk aylarda. 1943 yılıydı. Almanlar, Bulgaristan’a girmişlerdi. Bizim hükümet, bütün üniversiteleri, mektepleri tatil etti. Hocam bana dedi ki: “Şimdi elinizde bir fırsat var. 6 aylık bir tatiliniz olacak, bu zaman içerisinde Arapçayı öğrenin.” Ben de zaten öyle düşünüyordum. Fakat bu söz bana çok tesir etti. Hakikaten 6 ay kendimi Arapça öğrenmeye verdim. Evimizde babamdan kalma 30 ciltlik bir Taberî Tefsiri vardı. Onu okumaya başladım. Başlangıçta anlamıyordum. Türkçe tefsirlerle karşılaştırarak, yavaş yavaş tefsirin içine girmeye çalıştım. Günde aşağı yukarı 17 saat çalışıyordum. Erken kalkıyordum, gece geç yatıyordum, evden hemen hemen hiç çıkmıyordum. 6 ay sonra Taberî Tefsiri’nin 30 cildini bitirmiş oldum. Başlangıçta hemen hemen hiç anlayamadığım bu tefsiri 6 ayın sonunda gazete gibi okuyordum. O hızla, yani 17 saatlik bir tempoyla çalışırsanız bunu siz de başarırsınız, bundan eminim. Sonbahardı, hocama gittim, ilk ders seminerinde bazı Alman âlimler, profesörler vardı. Hocam önüme Gazzalî’nin İhya’sını koydu ve “Okuyun bakalım!” dedi. Okudum. Gazzalî benim için artık belki bir mesele değildi. Hocam bana baktı, gülümsedi, sevindi, mesuttu. Orada beni biraz methetti. Benim için o an, hayatımın unutulmaz anıydı. Arapçada artık kitapları okuyabilecek hale gelmiştim. Artık başka dillere başvurmak lâzımdı!
Share:

24 Haziran Seçimleri

Yarınki seçim ülkemiz için hayrolsun!
Ey cân!
İslam düşmanlarını halimize güldürtme!
İsrail'i seçim sonucuyla sevindirme!
Can çekişen teröriste hayat öpücüğü verme!
Ülkemizin ve İslam dünyasının sâlih müminlerinin boynunu büktürme!
Kendine sor, ey cân!
Mekke'deki, Medine'deki, Pakistan ve Afganistan'daki ve diğer ülkelerde yaşayan samimi ve salih müminleri hangi sonuç sevindirir?
Temiz vicdanına sor bu soruyu. Göreceksin ki cevap çok net. O halde kalbini, vicdanını, ümmetin umudunu ve kendi amel defterini kirletmekten sakın.
Sakın ey cân, sakın!
Zira Allah sakınanları sever.
Share:

Şehîdân-ı Filistîn

Erişti visâle şehîdân, henüz sıyâma varmadan,
Demek ki geldi bu yıl kurban, girmeden şehr-i ramadan.



Share:

İsrail

Ey cân!

Müslümanlar; katil, ölçüsüz, kanun tanımaz ve insaniyetten çıkmış İsrail'i ne zaman dize getirir, biliyor musun?

Ne zaman ki, İsrail'de veya Amerika'da yaşayan bir Yahudi, markete gittiğinde bir Yahudi markasını (mesela çamaşır deterjanı Ariel'i) bırakıp, bir Müslüman markasını almayı tercih eder veya buna kendini mecbur hissederse, işte o gün Müslümanların zafer günüdür.

Sen buna talip ol, ey cân! Ağlayıp sızlayarak ya da feryad ü figan ederek değil, bu katil sürüsünü sana mecbur ederek başarıya ulaşmayı tercih et.

Bunu nasıl yapabileceğini düşün. İnanırsan, bir yolunu bulup başarabilirsin!

***

Filistin'de şehit olan kardeşlerimize Allah'tan rahmet; gazilerimize şifa dileklerimle...
Share:

Bölme, birleştir! Nefret etme, sev!


"Küfür içinde bulunanlar da, (bilhassa sizin karşınızda) birbirlerinin velîleri, yardımcıları ve destekçileridir. Eğer siz aynı şekilde birbirinize arka çıkmaz ve destek olmazsanız, yeryüzünde bir fitne, kargaşa ve çok büyük bir bozgunculuk patlak verir." (Enfâl, 8/73).
***
Öyle bir zamandayız işte. Bin yıldır birbirini aforoz ettikleri için bir araya gelemeyen Hıristiyanlar mezhepleri (Katolik ve Ortodokslar) ortak hareket etmenin, asgari müşterekler etrafında toplanmanın yollarını arayıp buluyorlar. Birlik olabiliyorlar. 
Düne kadar "Tanrı katili" diye Yahudileri aşağılayan, hor gören, insan yerine bile koymayan Hıristiyanlar, bugün Yahudilerle ittifak ve çıkar işbirliği yapıyorlar. Birlik olabiliyorlar. 
Buna mukabil, ne yazık ki, bizim insanımız ufak tefek kusurlarına bakarak, önemli/önemsiz bazı görüşlerini benimsemediği için müslüman kardeşini ötekileştiriyor. Müslümanları bölüyor. "Ehli Sünnet" temsilcisi iddiasıyla, kendileri gibi olmayanları dışlıyor; adeta onlara kâfir muamelesi yapıyor. 
Kimisi "o tarikatçı" diye ötekini dışlıyor; kimisi "o tarikat düşmanı" diye aynı şeyi yapıyor. 
Herkese kendi yaptığı hoş görünmüş. Kendisinden başkasını beğenmez olmuş. Âdem karşısında kibre kaplan şeytan gibi, bizim gibi düşünmeyenlerin karşısında kibirli, enaniyetli, üsten bakan, hor gören bir tür insî şeytanlara dönmüş nefislerimiz. 
Derdimiz, doğruyu açıklamak değil, beğenmediklerimizi şeytanlaştırıp taşlamaya dönmüş. 
İçinde bulunduğumuz yıllar, küçük ayrılıkların, küskünlüklerin devam ettirileceği bir dönem değil. 
Yukarıda verilen âyetin gereğini yapma, yani kâfirler gibi, Müslümanların da birbirinin yardımcısı, dostu, destekçisi ve velisi olma dönemidir. 
Böyle bir dönemde, kim ocu, bucu diye Müslümanları bölerse, bilsin ki Allah'ın emrine aykırı hareket etmektedir. 
Böyle bir dönemde kim küçük ayrılıkları derinleştirme peşine düşerse, emin olsun ki, kâfirlerin yardımcısı olmaktadır. 
Böyle bir dönemde kim Müslüman kardeşini sevmeyi değil de, nefret etmeyi öğretiyorsa, bilsin ki, bilmeyerek de olsa (bilerek olma ihtimalini düşünmek bile istemem) Allah'ın dinine ve Müslümanlara ihanet ediyor demektir. 
Ey cân!
Müslüman kardeşimiz (ehl-i sünnet kardeşim, tarikatçı kardeşim, tarikatçılık düşmanı kardeşim değil) dilimizden emin değilse, zarar görüyorsa, eleştirdiğimiz kesimden önce kendimize, kendi tavrımıza bakmamız gerekmez mi?
Ve's-selâm alâ meni't-tebea'l-hüdâ!
Share:

Nasıl kaçarsan yılandan, öylesine uzaklaş yalancıdan da!

Ey cân!

Eskiler sözü ne güzel söylemişler:

"Yılandan korkmam yalandan korktuğum kadar."

Bize demek istemişler ki, yalandan, dolandan, gıybetten, dedikodudan, iftiradan uzak dur, yanına bile yaklaşma. Bu günahları işleyerek, ruhunu ve vicdanını kirletme, kalbini karartma.

Eskiler kelimelerin fonetiğinden de yararlanarak böyle demişler demesine de, akılda kolay kalsın diye galiba biraz da eksik söylemişler. Eskilerin deyişini şöyle tamamlayalım.

"Nasıl kaçarsan yılandan, öylesine uzaklaş yalancıdan da."

---

Ey cân!

Bil ki yalandan kaçmak/uzak durmak, yalancıdan kaçınmaktan daha kolaydır.

Vicdanın temizse, yalan söylediğinde, gıybet ettiğinde veya bilerek/bilmeyerek haksızlık yaptığında, vicdanın sana doğruyu gösterir; pişman olup tövbe edinceye kadar susmaz. O yüzden bu günahlardan kurtulmak nispeten daha kolaydır.

Ama yalancıyla, dedikoducuyla, fitne fesat peşinde koşanla, zulmü alışkanlık haline getirenle birlikteysen, onlardan uzaklaşmamış veya uzaklaşamamışsan, emin ol ki, onların yaptığı, işlediği günah sana da bir şekilde bulaşacak; onların o pis kokusu senin de üzerine sinecektir. Ama vahimi şudur ki, günahı bizzat sen işlemediğin için vicdanın bir önceki durumda olduğu kadar seni ikaz etmeyecek ve sen de günaha tövbe etmeye meyletmeyeceksin.

Tabipler; bizzat sigara içen kişi ile pasif içicilerin durumunu karşılaştırırlar. Derler ki, aktif sigara içicinin vücudu ve ciğerleri tehlikeyi fark eder ve yapabildiği kadar önlemini alır. Ama pasif içicilerin vücudu ve ciğeri tehlikeyi fark edemez. Bu nedenle, pasif içicilerin maruz kaldığı tehlike, aktif sigara içicilerden daha büyük olabilir.

Bizzat günah işleyenler ile günah işlenen bir ortamda bulunanların durumu da işte böyledir.

Bu nedenle, ey Can!

Günahtan uzak durduğun kadar, hatta çok daha fazla, günahkârdan da uzak dur. Yalandan kaçtığın kadar, belki daha fazla, yalanı alışkanlık edinmişten kaçın. Kötülüğe düşen arkadaşlarını düzeltmeye çalış; ama kötülüğü âdet haline getirmişlerle sakın düşüp kalkma. Yoksa bir süre sonra sen de onlardan olursun da, Allah korusun hiç farkına bile varmazsın.

Sözü, sözlerin en güzeliyle bağlayalım:

وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ أَنْ إِذَا سَمِعْتُمْ آيَاتِ اللّهِ يُكَفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَأُ بِهَا فَلاَ تَقْعُدُواْ مَعَهُمْ حَتَّى يَخُوضُواْ فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ إِنَّكُمْ إِذًا مِّثْلُهُمْ إِنَّ اللّهَ جَامِعُ الْمُنَافِقِينَ وَالْكَافِرِينَ فِي جَهَنَّمَ جَمِيعًا

"Allah bu ilahi kelamda size buyurmuştur ki ne zaman Allah'ın mesajlarının inkar edildiğini ve onların hafife alındığını duyarsanız, başka şeyler konuşmaya başlayıncaya kadar bunu yapanların yanından ayrılmalısınız, yoksa kesinlikle onlar gibi olursunuz. Bakın, Allah, ikiyüzlüleri hakikati inkar edenlerle birlikte cehennemde toplayacaktır" (Nisa, 4/140).

Semerkandî diyor ki: 
Bu âyet-i celîlede şuna da işaret vardır: Her kim bir günah meclisinde oturur da, onların isyanlarına ve inkârlarına mâni olmazsa, o mecliste bulunanların işlemiş oldukları günaha ortak olur. Onların isyanlarına ve küfürlerine mâni olamayanlar günahlarına ortak olmamak için yanlarında oturmamaları ve onlardan uzak durmaları gerekir. İçki içenlerin ve kumar oynayanların yanında oturmak, gıybet konuşanları, yalan söyleyenleri ve din ile alay edenleri dinlemek, bunları işleyenlerle aynı günaha ortak olmaktır. Yanlarında bulunanlar da o günahları işlemiş gibi günah kazanırlar.

---

Ey Can!
Yalandan kork, tıpkı yılandan korktuğun gibi.
Ama daha önemlisi: 
Yalancıdan, müfteriden, dedikoducudan, zulmü âdet edinmişten, ejderhadan kaçar gibi kaç, dünya ve âhiret selametin için.

Vesselâm.
Share:

Afrin




Nice âferinler hak etti fâtihân-ı Afrîn,
Kara bir kâbus gibi, çöktü üstüne kâfirin.

Yerin şimdi ey cani, yenildin ya, durma yerin!
Yerin altı dünyada, ahrette cehennem yerin.

18032018
Share:

Kurav Kur'an Oturumları - Hûd 69-83


Share:

Kurav Kur'an Oturumları - Hûd 50-60


Share:

Kurav Kur'an Oturumları - Hûd 9-24


Share:

Kurav Kur'an Oturumları - Yunus 93-103


Share:

İki Adem Arasında Bir Garip Âdem

Ademden gelmişti âleme Âdem.
Âdem'den gelenin sonu da adem.
İki adem arasında bir Âdem,
Hû deyip Hak Varlığı an dem be-dem.

07012018
Share:

Râh-ı Metîn

Rızâna varmayan hayatın kadri ne?
Erdir bizi, İlâhî, râh-ı metîne,
Nâil eyle Sen, ilâhî rahmetine!
Çün muhtâcız lütfundan zerre katrene.

05012018
Share:

TÜRKİYE'DE DİNLER TARİHİ ÇALIŞMALARI

İLETİŞİM FORMU

Ad

E-posta *

Mesaj *

Translate

En Çok Okunanlar

ZAMAN GEZGİNİ