Zotero » Düzenle » Tercihler » Alıntı Yapmak » Ek Stiller İndir
-
MECRA ATIF SİSTEMİ
Makaleler ve kitaplar için atıf sistemi
-
MECRA ŞABLONU
Zotero ve Mendeley programlarında kullanılmak üzere hazırlanmış Mecra şablonunu indirmek için tıklayınız.
Zotero'nun Milli Kütüphane Eklentisi
Talebimiz üzerine Zotero, Milli Kütüphane'deki kitap bilgilerinin sorunsuzca Zotero programına aktarılabilmesini sağlayan ara program (translator) hazırladı. Zotero kullananlara ve kullanmayı düşünenlere hayırlı olsun. https://kasif.mkutup.gov.tr/ adresinde herhangi bir kitabın bilgisine ulaştığınızda, internet tarayıcınızda Zotero eklentisi yüklüyse, Zotero sembolü kitap şeklini alıyor ve ona tıkladığınızda kitap bilgileri sizin sisteminize sorunsuzca yükleniyor.
...
Zotero'nun ikinci müjdesi, kitapyurdu'ndan kitap bilgilerinin alınması esnasında ortaya çıkan sorunun halledilmesi oldu. Kitapyurdu'nda yayınevleri bilgisi büyük harflerle yazılıyor. Önceleri Zotero Yayınevi adını başlık düzeninde, yani kelimenin sadece ilk harfi büyük olacak şekilde sistemine dahil ediyor ve İngilizce ile Türkçe arasındaki farktan dolayı, yayınevi adları, mesela "İz Yayinlari" şeklinde kaydoluyordu. Kendilerine geri bildirim olarak sunduğumuz bu sorunu, Zotero yetkililerinin çözdüğünü de Zotero kullanıcılarına müjdelemek isterim.
...
Son olarak, Uludağ Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü için hazırlamış olduğum üçüncü şablonun (a.g.e. veya a.yer kısaltmaları kullanmayan şablon) Zotero'nun sitil arşivinde yerini aldığını da başka bir müjde olarak ilgilenenlerin ilgisine sunuyorum.
Ayartmak onun işi
Kulağına fısıldadı Molla’nın, “Şefaati ve kabir azabını inkâr eden bu sapkınlara karşı Ehl-i Sünneti sen koruyacaksın.”
Kuşandı cübbesini Molla, savaş hazırlıklarını tamamladı ve çıktı cenk meydanına.
…
Kulağına fısıldadı Hoca’nın, “Dini bunlar yozlaştırdı. İnsanları miskinleştirdiler. Bak nasıl geri kalmış İslam dünyası bunlar yüzünden. Müslümanları uyandırmak ve bu miskinlerin tasallutundan kurtarmak gerek.”
Çıktı kürsüsüne Hoca. Savaşa hazırdı, Molla’ya haddini bildirmeliydi.
…
Kulağına fısıldadı Modernist’in, “Müslümanları uydurma hadislerle uyuşturuyorlar. Bu uydurma hadislerden kurtulsa, Müslümanlar kim bilir ne kadar da müreffeh ne kadar da mütekâmil yaşayacaklar.”
Tıraşını oldu Modernist, giyindi kuşandı. Felsefesini ve mantığını da attı terikesine. Savaşa hazırdı artık.
…
Kulağına fısıldadı Molla’nın, “Hadisleri savunmak sana düştü. Görevin ne kutsal: Hz. Peygamber’i savunacak ve dini sen kurtaracaksın.”
O da kuşandı silahlarını. Din elden gitmemeliydi. Ne pahasına olursa olsun, her türlü rivayet korunmalı ve bu hadis düşmanı zındıklar susturulmalıydı.
…
Sonra dönüp avanesine ve zürriyetine, haykırdı: “Seyredin curcunayı şimdi ve keyfini çıkarın.”
Örnek olay incelemeleri hazırdı. Birikimini canlı örnekler üzerinden sonraki nesillerine aktarabilecekti. Tuzağını kurmuş, cehûl olan insanı bir kez daha tuzağına düşürmüştü. Binlerce yıldır oynadığı ve uzmanlaştığı oyunu yine sergilemiş ve düşmanı olan insanı ayartmıştı.
Ayartmak onun işiydi.
Cennetten kovulduğunda beri.
Affet ki affa mazhar olasın!
Sırf kelime-i şehadet getiriyor ve namaz kılıyor diye münafıklara karşı ötekileştirici ve dışlayıcı bir tavır takınmayan Hz. Peygamber’in, en küçük bir yanlışından dolayı dini bütün mümin kardeşlerini ve hatta ulemasını neredeyse kâfir ve hain ilan eden ümmeti olduk.
Münafıkları öldürmeyen Hz. Peygamber’in, mümin kardeşinin itibarını katleden ümmeti!
Böyle dağınık, birbiriyle küs, birbirine güvenmeyen halimizle mi Hz. Peygamber’in ümmeti olmakla iftihar edeceğiz?
Ey cân!
Doğruları yanlışlarından çok olan mümin kardeşinin saygınlığının zedelenmesine, dışlanmasına ve itibarsızlaştırılmasına izin verme! Birlik olmanın sırrı budur. Aksi her türlü davranış ümmetin bölünmesidir. Ümmetin bölünmesi de müminler için üzüntü, kâfirler için sevinç kaynağıdır. Müminleri üzüp, kâfirleri sevindireni Allah sever mi?
Sadece kelime-i şehadet getiren ve görünürde namaz kılan münafıklar, âyet-i kerimenin sarahatince cehennemin en alt tabakasındadırlar (Nisa, 4/145). Hz. Peygamber onlara karşı bir müdahalenin Müslümanları birbirine düşmüş göstermesinden endişe ederken, en küçük bir yanlışından dolayı müminlerin birbirini ötekileştirmesi büyük bir aymazlık değil midir?
Sen mümin kardeşinin ayıbını ört ki, Allah da kıyamette senin ayıbını örtsün. Mümin kardeşinin yanlışını hoş göremez, hatta mümin kardeşinin tövbe ettiği eski günah ve yanlışlarını büyük bir zevkle anlatmaya devam edersen, yarın yevm-i kıyamette kendi günah ve kusurlarını Allah'ın affetmesini nasıl bekleyebilirsin?!
Ey cân!
Affet ki affa mazhar olasın!
Hoş gör ki hoş görülesin!
Birleştirici ol! Birlik ol! Ki dostun iftiharı, düşmanın korkusu olabilesin.
İslâm'ı Temsil Etmek & İslâm'ı Yaşamak
Ey cân!
İslâm'ı temsil etmek değil,
Onu yaşamaktır aslolan.
Temsil iddiasındaki her nefs yaşamayabilir,
Ama yaşayan herkes zaten onu temsil eder.
***
İslâm'ı temsil etme iddiası modern zamanın gösteriş/riya eğilimi ve düşkünlüğü nedeniyle kişiyi münafıklığa düşürme potansiyeline yüksek oranda sahip görünüyor.
Kötü Örnek Emsal Teşkil Etmez
Eskiler kötü örnek emsal teşkil etmez demişler.
İmdi ben kalkıp desem ki falanca falanca tarihçiler yakın tarihi saptırıyorlar. Zaten tarih bilimi bu ülkede halkın aklını karıştırmak ve basiretini yok etmek için kurulmuştur.
Evet böyle desem ve lütfedip bazılarını da hâriç tutsam, herhalde tarihçilerin çoğu ya aklımı yitirdiğimi düşünür beni ciddiye almaz ya da kibar veya kaba dille haddimi bildirirdi.
Ya hukukçulara ne demeli? Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 375 oy şartını getiren, başörtüsü yasağını getiren, onayan, sudan bahanelerle parti kapatan hukukçulara bakıp onları külliyen itham etsem, hukuk fakültelerini İngilizlerin ülkemizdeki ayağı diye yaftalayıp kapatılmalarını ima etsem, yine aklımdan şüphe edilirdi herhalde.
Bana derlerdi ki birazcık insaniyetten nasibin kaldıysa, çıkıp özür dile. Dinden birazcık nasipdar oldunsa çık helallik iste.
Eğer bunları da yapmasaydım, bu ülkenin kurumlarını yıprattığım için yüzüne tükürülesi bir tür vatan haini olmaz mıydım?
Bir nesnenin, eşyanın veya kurumun kötüye kullanılması o şey veya kurumun fitne yuvası ve mahza zararlı olduğunu göstermez. Bunu herkes bilir elbet. Ben bilemeseydim, bana kuş beyinli demekte haksız olmazdınız. Hem de hiç.
Eleştiri hakaret olarak icra edilmemeli ve eleştiren de kendisini "Ya benimsin ya kara toprağın" arabesk tavrıyla hareket/hakaret eder bir cahil kuş beyinli durumuna düşürmemelidir, vesselam.
Cennet Bülbülü
Rumi 1315'te (Miladi 1899-1900) doğmuşlardı.
1915'te daha onbeşindeyken Çanakkale'ye savaşmaya gittiler.
Yeni terlemiş olsa da bıyıkları,
Koca adamlarınki kadar büyük yürekleri vardı.
Yüz yıl önce, Tokat'ın Onbeşlileri.
Yüz yıl sonra, Trabzon'un Eren'i,
Şehitlerin en masumu, en güzeli.
Bir asır sonra bir daha mı yaktıracaktın bize,
"Hey Onbeşli" ağıtını?
Yaktın içimizi delikanlı! Gözlerimizi yaşlı bıraktın.
Rabbim sana bahşetsin cennetin en güzel yerini,
Ey Cennet Bülbül'ü!
Ardında kalanlarına da en güzel sabrı!
...
"Allah şüphesiz, Allah yolunda savaşıp, öldüren ve öldürülen müminlerin canlarını ve mallarını Tevrat, İncil ve Kuran'da söz verilmiş bir hak olarak cennete karşılık satın almıştır. Verdiği sözü Allah'tan daha çok tutan kim vardır? Öyleyse, yaptığınız alışverişe sevinin; ne büyük bir kazançtır bu." (Tevbe, 9/111)
اِنَّ اللّٰهَ اشْتَرٰى مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ اَنْفُسَهُمْ وَاَمْوَالَهُمْ بِاَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَۜ يُقَاتِلُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْداً عَلَيْهِ حَقاًّ فِي التَّوْرٰيةِ وَالْاِنْج۪يلِ
وَالْقُرْاٰنِۜ وَمَنْ اَوْفٰى بِعَهْدِه۪ مِنَ اللّٰهِ فَاسْتَبْشِرُوا بِبَيْعِكُمُ
Eleştiri Hakaret Değildir!
Eleştiren ve eleştirilen iki tarafın da bilmesi gereken önemli ilkedir bu.
Eleştirilen iyi niyetli eleştiriyi hüsn-ü kabul ile karşılayacak, değer verecek. Velev ki, değersiz, önemsiz ve dahi lüzumsuz bir eleştiri bile olsa, eleştireni kırmayacak. Bilecek ki, eleştiren, kendi iyiliği için değil, eleştirilenin iyiliği ve gelişimi için bir şeyler söylemeye çalışıyor. Müslümanlar olarak bizim, belki tüm şark insanlarının kendilerine yönelik eleştirileri bir hakaret gibi algılayarak konuyu bir kişilik meselesi haline getirmesi az görünen bir şey olmasa gerektir. Halbuki en bahtsız insanlardan biri de, kendisini eleştirecek, yanlış yaptığını kendisine fısıldayacak, söyleyecek veya haykıracak bir dost, arkadaş veya yakından mahrum kalan kişidir. Böylesi kendisini uyaracak bir dosta sahip olmadığı için hep doğru yaptığını sanacak, hatalarına devam edip duracaktır. Öte yandan, eleştiriye açık olan akıllı insanlar yanlışlarını derhal öğrenebilecek ve gerekli iradeye sahipseler bu yanlışlarından dönebileceklerdir. Bu nedenle, gerek bireyin, gerekse yönetim mevkiinde olanların, kendilerini eleştiren insanları en yakınlarında tutmaları kendi menfaatleri ve hayırları açısından hayati önem taşır. Kişisel, kurumsal ve millî gelişmeler olumlu eleştirilerin dikkate alınması sayesinde gerçekleşebilir.
İslam'ı Temsil Etmek!
"İslam'ı temsil etmek" dediğimiz şey kırılması gereken bir put haline gelirse.
Dine mesafeli olanlar ile dini yaşamaya çalışanların, "başörtülü veya sakallı birinde gördüğü bir yanlışı İslam'a mâletme" gibi ortak bir hastalığı var. Dine mesafeli olanlar dindar kişilerde gördükleri yanlışları dinin bir kusuru olarak gösterme eğiliminde oluyorlar ve diyorlar ki "Bak, işte bir dindar. Din bunun hayatını düzeltememiş. Demek ki din gerekli, yeterli ve etkili bir şey değil."
Dini yaşamaya çalışanlarımız da dindar insanlarda bir yanlış görünce, "Aman kardeşim, sen bakansın, müsteşarsın, imamsın, müezzinsin, sakallısın, örtülüsün. Sen İslam'ı temsil ediyorsun. Bu yaptığın İslam'a zarar verir." hassasiyeti geliştiriyorlar.
Bu hassasiyet sonunda "Allah rızası için" değil de, "İslam'a zarar vermemek için" bazı davranışları yapmaya ve bazılarını da yapmamaya götürürse, işte o zaman, "İslam'ı temsil etme" duyarlılığı "Allah rızası için" kırılması gereken bir puta dönüşmüş demektir.
Hiçbir dinde ve kültürde o dinin kurallarını ihlal eden kişiden dolayı din suçlanamaz. Dinî kurallarını ihlal eden bir Yahudiden dolayı Yahudilik veya bir Hıristiyandan dolayı Hıristiyanlık eleştirmek hakkaniyetli bir tavır olmaz.
Benzer şekilde yanlış yapan bir sakallı veya örtülü de İslam'ı temsil etmez. Böylesi kişiler üzerinden İslam'a saldırılabileceğini düşünmek bile abestir. Dindarı da dindar olmayanı da bilmeli ki, dini temsil eden herhangi bir konuda dine uygun davranandır. Yanlış yapan ise, dini temsil ettiği veya dine zarar verdiği için değil, Allah'ın rızasını kazanmak için davranışını düzeltmelidir.
Yanlış yanlıştır. Örtülüsü de yapsa, açığı da yapsa. Sakallısı da yapsa, matruşu da yapsa.
Bu vesileyle, muhterem hocam Hayrettin Karaman'ın bugünkü yazısına istinaden ve kendisine hayırlı uzun ömürler dileyerek söylemek isterim ki:
Sigara sağlığa kesin zararlıdır. Hocam uzmanlığının gerektirdiği şekilde sigaraya "haramdır" veya başka bir şey deseydi, yeterliydi.
Açık veya kapalı bir Müslüman kadının her türlü davetkar tavrı yanlıştır ve dinen yasaktır, dense yeterliydi.
Sakallı veya matruş bir Müslüman erkeğin gözünü haramdan koruması gereklidir, demek yeterliydi.
"İslam'ı temsil etme" putumuz haline geldiyse, kırılsın o put da, tüm diğerleri gibi.
Sakallının veya örtülünün yaptığı bir yanlışı değil, sadece yanlışı konuşalım, doğrusunu gösterelim. Yanlışı ve doğruyu, yanlışı yapandan bağımsız olarak gösterelim.
Ki sözümüz hedefini kırmadan bulsun.
İsrail'in Yeni Kahramanı
İsrail'in Yeni Kahramanı
İsrail'in en son kahramanı iki sivili öldürdü: Hiçbir neden yokken bir doktoru ve elindeki kıyamet silahıyla -tornavida- kendisini tehdit eden genç bir delikanlıyı.
Yeni İsrail kahramanı yırtık kot giyior, güneyde işbirliği içindeki bir dinî toplulukta yaşıyor, bir kız arkadaşı var ve Arapları öldürüyor. İsrail kahramanları daima Arapları öldürmüşlerdir, ama bunu bazen cesurca yapmışlardı; günümüzde ise acınası bir korkaklıkla yapıyorlar. Elinde tornavida olan bir delikanlıdan korkuyorlar.
Bu İsrail kahramanı; masum olanlar ve ölmeyi hak etmeyenler de dâhil, Arapları ayırım gözetmeden öldürüyor. Bu İsrail kahramanı ilkeleri olan genç bir adam –işgal altındaki topraklarda görev yaparken benimsenmiş ilkeler. O Grivati Tugayı’nda insanlıktan çıkmayı (canavarlaşmayı) ve Koruyucu Hat Operasyonu’nda (Operation Protective Edge) sivil insanları nasıl öldüreceğini öğrendi. O, Araplara karşı alınacak ilk önlemin daima öldürme maksadıyla ateş etmek olduğunu öğrendi; alternatif önlemler daha sonra düşünülebilir.
O, sebep ne olursa olsun, bir Arabı öldürmenin kusursuz bir iyilik ve hatta kahramanca bir davranış olduğunu öğrendi. İsrail topraklarında bunun eğitimini aldı ve Ürdün’de uygulamaya koydu – Ne fark eder ki! Nasılsa bütün Araplar aynı; ha Ürdün Nehri’nin doğu yakasında olmuş, ha Batı Şeria’da-. Arkadaşları onun saygın bir adam olduğunu; ilk kez böylesi (elinde tornavida olan bir genç gibi) zor bir durumda kalmadığını; sakin ve saygın biri olduğunu söylüyorlar. Böyle biri olmasaydı, neler olabileceğini düşünün bir de! Beş, belki de on kişiyi öldürebilirdi herhalde!
İsrail’in kahramanı sivilleri öldürdü. Hiçbir neden yokken bir doktoru ve mobilya montajı yapan ve tartışma kızıştığında kendisini bu kıyamet silahıyla, yani tornavida ile tehdit eden –bir saldırı bile yapmayan- bir genci. İsrail’in kahramanı gözünü bile kırpmadı. Bir İsrail kahramanı asla 10’a kadar saymaz. Çeker, vurur. İki ölü, iki ölüm çeltiği daha.
En yeni kahramanımızın adı Ziv, ama biz onun yüzünü gösteremiyoruz. Başbakan kendisini kucaklarken gösterilen bulanıklaştırılmış yüzü, sadece onun havasını arttırıyor. O, kendisinden daha saygın olan selefi Elor Azaria’nın yerini alıyor. Elor Azaria, can çekişen bir adamı öldürmüştü; yeni kahraman ise iki sivili. Onu suçlamayın. Bu, ona İsrail topraklarında böylesi “zor durumlarda” yapması öğretilen şeydir: Ateş et ve öldür. Böyle olmak, yani kör bir makineli tüfek olması için eğitildi.
O bir kahraman kabul ediliyor. Hiç kimse onu bir şüpheli olarak gerçekten sorgulamayı aklından bile geçiremez; sadece Ürdün’e vaat edilmiş formalite yerine gelsin diye sorgulanır ve bunun hiçbir sonuç doğurmayacağı da zaten söylenmiş durumda. Kasıtlı bir cinayet mi, kasıtsız bir öldürme mi? Angajman kurallarını mı ihlal etti? Nasıl bileceğiz? Hayır, asla bilemeyeceğiz. Bilmek de istemiyoruz. Bunun yerine, başbakanın kendisine yaptığı olağan bir telefon görüşmesi bilgisine sahibiz. Benyamin Netanyahu, kahramanlara gösterilen babacan tavırla “Kız arkadaşınla çıktın mı?” diye sormuş. Bunu, kendi ofisinde cesur bir kucaklama izlemiş. Hey Lübnan, bak! İsrail’in kahramanı olan bu kişiler, barışta senin kardeşin ve senin vatandaşlarının katilleridir. Ve Filistinliler teröristleri yüceltmekle suçlanıyorlar.
2007’de bir Ürdün askeri Naharayim’de İsrailli yedi kız öğrenciyi öldürdüğünde, Ürdün’ün kralı Hüseyin İspanya’ya yaptığı seyahati yarıda kesmiş ve yas tutan ailelerin önünde diz çöküp af dilemek üzere Bet Şemeş’e koşmuştu. Kral Hüseyin aynı zamanda yaralıları ziyaret etmiş ve tazminat ödemişti. Fakat İsrail hükumetinin bir güvenlik görevlisi iki Ürdünlüyü öldürdüğünde, bunların en azından biri tamamen suçsuzdur, İsrail başbakanı özür dilemeyi bile düşünmemektedir. Beklediğimiz kınama, sadece Filistin Başkanı Mahmut Abbas’tan geldi. Taziye mesajı veya tazminat ödemesi beklemek sadece fantezi olur. Neden, kim öldü? Söz böyle uzayıp gider. İki Arap işte, daha fazla bir şey değil.
İki Arap öldü ve güven içinde evine dönen bir İsrail kahramanı yaralarını sarıyor. Kahraman Ziv kendi hikayesini anlatmaya devam edecek ve belki de görevine geri dönecek. On binlerce genç İsrailli Ziv gibi olmaya hayal edecek. İsrail topraklarında işgal ordusunda görev almayı, Arapları taciz etmeyi ve öldürmeyi, büyük elçilik güvenlik görevlisi olmadan önce Hindistan'a ve Guatemala’ya gitmeyi hayal edecekler. Eğer şansları yaver giderse, Kalendiye’deki eski mutlu günlerde olduğu gibi, elinde tornavida olan bir genci veya sadece orada bulunan bir doktoru bile öldürebilirler.
İsrail’in yeni kahramanlarını selamlayın. Onlar gençlerimizin en iyileri.
Gideon Levy
27.07.2018
Kendi Kitabını Dinle İsrail!
Şema (Dinle) İsrail!
Kendi kitabını dinle. Zulüm ile âbâd olurum, sanma. Yabancıya (Yahudi olmayanlara) haksızlık yapabilirim, sanma. Bu topraklarda ebediyen kalırım, sanma. Öyle diyor Kitabın.
---
Yer 7:3 ... "'RAB'bin sözünü dinleyin, ey RAB'be tapınmak için bu kapılardan giren Yahuda halkı!
Yer 7:3 İsrail'in Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB diyor ki: Yaşantınızı ve uygulamalarınızı düzeltin. O zaman burada kalmanızı sağlarım.
Yer 7:4 "RAB'bin Tapınağı, RAB'bin Tapınağı, RAB'bin Tapınağı buradadır!" gibi aldatıcı sözlere güvenmeyin.
Yer 7:5 Eğer yaşantınızı ve uygulamalarınızı gerçekten düzeltir, birbirinize karşı adil davranır,
Yer 7:6 yabancıya, öksüze, dula haksızlık etmez, burada suçsuz kanı akıtmaz, sizi yıkıma götüren başka ilahların ardınca gitmezseniz,
Yer 7:7 burada, sonsuza dek atalarınıza vermiş olduğum ülkede kalmanızı sağlarım."
Yer 7:11 Bana ait olan bu tapınak sizin için bir haydut ini mi oldu? Ama ben görüyorum neler yaptığınızı! diyor RAB.
Yer 7:12 "'Daha önce adımı yerleştirmiş olduğum Şilo'daki yerime gidin. Halkım İsrail'in kötülüğü yüzünden ona ne yaptığımı görün.
Yer 7:13 Bütün bunları yaptınız, diyor RAB, size defalarca seslendim ama dinlemediniz; sizi çağırdım ama yanıt vermediniz.
Yer 7:14 Bu yüzden Şilo'ya ne yaptımsa, bana ait olan, güvendiğiniz bu tapınağa da -sizlere, atalarınıza vermiş olduğum bu yere de aynısını yapacağım.
Yer 7:15 Kardeşlerinizi, bütün Efrayim soyunu nasıl attıysam, sizleri de öyle atacağım huzurumdan.
Yer 7:11 Bana ait olan bu tapınak sizin için bir haydut ini mi oldu? Ama ben görüyorum neler yaptığınızı! diyor RAB.
Yer 7:12 "'Daha önce adımı yerleştirmiş olduğum Şilo'daki yerime gidin. Halkım İsrail'in kötülüğü yüzünden ona ne yaptığımı görün.
Yer 7:13 Bütün bunları yaptınız, diyor RAB, size defalarca seslendim ama dinlemediniz; sizi çağırdım ama yanıt vermediniz.
Yer 7:14 Bu yüzden Şilo'ya ne yaptımsa, bana ait olan, güvendiğiniz bu tapınağa da -sizlere, atalarınıza vermiş olduğum bu yere de aynısını yapacağım.
Yer 7:15 Kardeşlerinizi, bütün Efrayim soyunu nasıl attıysam, sizleri de öyle atacağım huzurumdan.
Yeremya 7:2-15
Şema İsrail!
Şema İsrail! (Dinle İsrail!)
Yeryüzünde iki kez fesat çıkarmıştın. Bu yüzden ilâhi birer ceza olarak Mabedin yıkılmıştı iki kez.
İlkinde MÖ 586'da 1. Mabed yıkılmış, Babil'e sürgüne gönderilmiş ve yaklaşık 50 yıl ayrı kalmıştın Kudüs'ten.
İkincisinde, Mabedini M.S 70'te Romalılar yıkmıştı. Sadece Mabedinin Batı Duvarını ayakta bırakmışlardı. Mabedin bu ikinci yıkılışından itibaren beş asır Kudüs'e girmen yasaklanmıştı. Hatırladın mı?
Hani sadece senede bir gün eskiden Mabed'in bulunduğu yerin ancak yakınına kadar ilerleyebiliyordunuz. Senenin diğer günleri Kudüs şehrine girmeniz yasaktı. Size beş yüz yıl bu zulmü Putperest ve daha sonra Hıristiyan Roma İmparatorluğu yapmıştı, hatırlıyor musun?
Şema (Dinle) İsrail!
Hatırlıyor musun? Beş yüz yıllık yasağın ardından Kudüs'e giriş yasağınız nasıl kaldırılmıştı? Bu yasağı kimler kaldırmıştı, hatırlıyor musun? Keşke acılarını hatırladığın kadar, mutluluk günlerini de hatırlayabilseydin İsrail!
Beş asır sonra sana Kudüs'e girme iznini bahşeden ve lütfeden Müslümanlar olmuştu, hatırladın mı?
Unuttun mu İsrail! Hıristiyan Roma İmparatorluğu'nda en düşük seviyede memur bile olamazdın? Seyahat edemez, doğru düzgün ticaret yapamazdın. Ardından gelen İslam devletlerinde vezirliğe kadar devletin pek çok muteber görevlerine getirilmiştin, hatırla!
Ama, sen İsrail! Acılarını hatırlarsın daim. İstersin ki, tüm dünya çektiğin acıları görsün. Halbuki gördüğün lütuflara karşı ne kadar nankörsün.
Şimdi Roma İmparatorluğu'nun, Hıristiyanların sana yaptığı zulmü, sen Müslümanlara mı yapar oldun İsrail! O Müslümanlar ki, senin tekrar Kudüs'e ve mabedine girmene izin vermişlerdi. Beş asırlık bir ayrılığın ardından seni Mabedine kavuşturan Müslümanları, sen Mescid-i Aksa'dan men eder mi oldun İsrail?
Ah, nankör İsrail! Yeryüzünde bir kez daha fesat çıkardın. Şimdi İsra Suresi, 8. ayette işaret edilen Rabbin gazabını bekle!
Üçüncü kez!
***
İsra Suresi, 4 ve devamı:
4. Biz, Kitap'ta İsrailoğullarına: Sizler, yeryüzünde iki defa fesat çıkaracaksınız ve azgınlık derecesinde bir kibre kapılacaksınız, diye bildirdik.
5. Bunlardan ilkinin zamanı gelince, üzerinize güçlü kuvvetli kullarımızı gönderdik. Bunlar, evlerin arasında dolaşarak (sizi) aradılar. Bu, yerine getirilmiş bir vaad idi.
6. Sonra onlara karşı size tekrar (galibiyet ve zafer) verdik; servet ve oğullarla gücünüzü arttırdık; sayınızı daha da çoğalttık.
7. Eğer iyilik ederseniz kendinize etmiş, kötülük ederseniz yine kendinize etmiş olursunuz. Artık diğer cezalandırma zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine Mescid'e (Süleyman Mâbedi'ne) girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi büsbütün tahrip etsinler (diye, başınıza yine düşmanlarınızı musallat kıldık).
8. Belki Rabbiniz size merhamet eder; fakat siz eğer yine (fesatçılığa) dönerseniz, biz de sizi yine cezalandırırız. Biz cehennemi kâfirler için bir hapishane yaptık.
***
Yeryüzünde iki kez fesat çıkarmıştın. Bu yüzden ilâhi birer ceza olarak Mabedin yıkılmıştı iki kez.
İlkinde MÖ 586'da 1. Mabed yıkılmış, Babil'e sürgüne gönderilmiş ve yaklaşık 50 yıl ayrı kalmıştın Kudüs'ten.
İkincisinde, Mabedini M.S 70'te Romalılar yıkmıştı. Sadece Mabedinin Batı Duvarını ayakta bırakmışlardı. Mabedin bu ikinci yıkılışından itibaren beş asır Kudüs'e girmen yasaklanmıştı. Hatırladın mı?
Hani sadece senede bir gün eskiden Mabed'in bulunduğu yerin ancak yakınına kadar ilerleyebiliyordunuz. Senenin diğer günleri Kudüs şehrine girmeniz yasaktı. Size beş yüz yıl bu zulmü Putperest ve daha sonra Hıristiyan Roma İmparatorluğu yapmıştı, hatırlıyor musun?
Şema (Dinle) İsrail!
Hatırlıyor musun? Beş yüz yıllık yasağın ardından Kudüs'e giriş yasağınız nasıl kaldırılmıştı? Bu yasağı kimler kaldırmıştı, hatırlıyor musun? Keşke acılarını hatırladığın kadar, mutluluk günlerini de hatırlayabilseydin İsrail!
Beş asır sonra sana Kudüs'e girme iznini bahşeden ve lütfeden Müslümanlar olmuştu, hatırladın mı?
Unuttun mu İsrail! Hıristiyan Roma İmparatorluğu'nda en düşük seviyede memur bile olamazdın? Seyahat edemez, doğru düzgün ticaret yapamazdın. Ardından gelen İslam devletlerinde vezirliğe kadar devletin pek çok muteber görevlerine getirilmiştin, hatırla!
Ama, sen İsrail! Acılarını hatırlarsın daim. İstersin ki, tüm dünya çektiğin acıları görsün. Halbuki gördüğün lütuflara karşı ne kadar nankörsün.
Şimdi Roma İmparatorluğu'nun, Hıristiyanların sana yaptığı zulmü, sen Müslümanlara mı yapar oldun İsrail! O Müslümanlar ki, senin tekrar Kudüs'e ve mabedine girmene izin vermişlerdi. Beş asırlık bir ayrılığın ardından seni Mabedine kavuşturan Müslümanları, sen Mescid-i Aksa'dan men eder mi oldun İsrail?
Ah, nankör İsrail! Yeryüzünde bir kez daha fesat çıkardın. Şimdi İsra Suresi, 8. ayette işaret edilen Rabbin gazabını bekle!
Üçüncü kez!
***
İsra Suresi, 4 ve devamı:
4. Biz, Kitap'ta İsrailoğullarına: Sizler, yeryüzünde iki defa fesat çıkaracaksınız ve azgınlık derecesinde bir kibre kapılacaksınız, diye bildirdik.
5. Bunlardan ilkinin zamanı gelince, üzerinize güçlü kuvvetli kullarımızı gönderdik. Bunlar, evlerin arasında dolaşarak (sizi) aradılar. Bu, yerine getirilmiş bir vaad idi.
6. Sonra onlara karşı size tekrar (galibiyet ve zafer) verdik; servet ve oğullarla gücünüzü arttırdık; sayınızı daha da çoğalttık.
7. Eğer iyilik ederseniz kendinize etmiş, kötülük ederseniz yine kendinize etmiş olursunuz. Artık diğer cezalandırma zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine Mescid'e (Süleyman Mâbedi'ne) girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi büsbütün tahrip etsinler (diye, başınıza yine düşmanlarınızı musallat kıldık).
8. Belki Rabbiniz size merhamet eder; fakat siz eğer yine (fesatçılığa) dönerseniz, biz de sizi yine cezalandırırız. Biz cehennemi kâfirler için bir hapishane yaptık.
***
Not: Yahudileri Kudüs'e giriş yasağı için bk.
Değer miydi?
Âlim sıfatı neyine yetmedi a canım? Karagöz-hacıvatlığa soyunmak niye?
Vakurunla kürsünü doldurmak varken, paparazziler gibi soytarılığa soyunmak niye?
Dinlemeyi öğrenememişken, tartışmak niye? Adam gibi konuşmak varken, Seda Sayan seviyesine düşerek bağırıp çağırmalar niye?
Şeytan gibi ne pahasına olursa olsun üstün olduğunu gösterme çabası niye?
Değer mi a canım?
Değer miydi gerçekten?
--
- Habertürk'te Caner Taslaman & Ebubekir Sifil tartışmasını (dalaşmasını?) seyretmeye tahammül edemezken, hal-i pür melalim.
Eğer Bir Komplo Teorisyeni Olsaydım!
Fethullah Gülen'in 15 Temmuz günü Wall Street Journal'de yayımlanan röportajında verilen resimler ilk etapta üyelerine ve müntesiplerine yönelik basit bir teselli gibi görünmüştü bana. "Sabredin, çözülmeyin" mealinde, daha önce de müteaddit defalar yaptığı türden boş vaatlermiş gibi. İlginç şiirde geçen "Şimdilerde şölen var bahçelerde" ve "Aceleci acele edip dursun" şeklindeki ifadeleri de 15 Temmuz dolayısıyla meydanlarda yapılan gösterilere ve Recep Tayyip Erdoğan'a bir gönderme diye yorumlamıştım. "Bunlar şimdilerde aceleyle kutlama yapıyorlar, ama asıl kutlama yakında bizim sevincimizin kutlaması olacak" manasındadır, diye düşünmüştüm.
Şimdi ne mi düşünüyorum?
Eğer bir komplo teorisyeni olsaydım, şiirin başlığından sonuna kadar özel mesajlar içerdiğini düşünürdüm.
"Bizim İçin Ümit Oldunuz":
F. Gülen için geriye kalmış tek bir umut var. Bütün halkı, bakanları ve milletvekillerini değiştiremeyeceğine veya yok edemeyeceğine göre, bu işin başındaki kişinin ortadan kaldırılması. Bu başlık böyle bir kişinin bulunduğunu ve F. Gülen'e ümit verdiğini ifade ediyor.
F. Gülen için geriye kalmış tek bir umut var. Bütün halkı, bakanları ve milletvekillerini değiştiremeyeceğine veya yok edemeyeceğine göre, bu işin başındaki kişinin ortadan kaldırılması. Bu başlık böyle bir kişinin bulunduğunu ve F. Gülen'e ümit verdiğini ifade ediyor.
Eğer bir komplo teorisyeni olsaydım, bu şiirin bir süikasta işaret ettiğini söylerdim. Sonbaharda planlanmış bir cinayet. Bir bahçede. Seccade üzerinde ayakkabılarıyla verilen poza bakılırsa, muhtemelen bir cami girişinde veya çıkışında.
Eğer bir komplo teorisyeni olsaydım, "Aceleci" ile kastedilenin bu suikastçı olduğunu söylerdim. Kodunun veya hücresinin "0011" olduğunu söylerdim.
Evet, ben komplo teorisyeni değilim. Eminim MİT veya ondan daha iyi koku alan "Enişte" bunları zaten düşünmüş, çözümlemiş ve gerekli önlemleri almıştır.
Allah, devlet büyüklerimize, ordumuza, polisimize ve istihbarat teşkilatımıza basiretli kararlar ve önlemler almayı nasip eylesin.
Kendi ülkesine tuzak kuracak kadar hainliğe bulaşmış olanların da "heveslerini kursaklarında bıraksın."


