Gemlik Zeytin Dalı Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği'nde Yahudi-Hıristiyan İlişkileri ve Kıyamet Seneryolarını konuştuk. İlgili ve meraklı muhataplar bulmanın hazzını yaşadık.
-
MECRA ATIF SİSTEMİ
Makaleler ve kitaplar için atıf sistemi
-
MECRA ŞABLONU
Zotero ve Mendeley programlarında kullanılmak üzere hazırlanmış Mecra şablonunu indirmek için tıklayınız.
Âlim & Câhil
Mansıbda bir olsâ dahi ger âlim ü câhil
Zâhirde müsâviyse hakîkatde bir olmaz
Altun ile farzâ ki berâber çekilē seng
Vezn içre bir olmak ile kıymetde bir olmaz
Şeyhülislam İbn Kemâl
...
İkisi de aynı mevkide olsa da alim ile câhil
Görünüşte eşit olsalar da hakikatte aynı değil
Altınla taşın beraber tartıldığını bir düşün hele,
Ağırlıkları eşit olsa da kıymetleri bir değil.
...
Mansıb: Mevki, makam
ger: Eğer
Zâhir: Görünüş
müsavi: eşit
Farzâ: Faraza, farz edelim ki, varsayalım
seng: taş
Vezn: tartı
Zâhirde müsâviyse hakîkatde bir olmaz
Altun ile farzâ ki berâber çekilē seng
Vezn içre bir olmak ile kıymetde bir olmaz
Şeyhülislam İbn Kemâl
...
İkisi de aynı mevkide olsa da alim ile câhil
Görünüşte eşit olsalar da hakikatte aynı değil
Altınla taşın beraber tartıldığını bir düşün hele,
Ağırlıkları eşit olsa da kıymetleri bir değil.
...
Mansıb: Mevki, makam
ger: Eğer
Zâhir: Görünüş
müsavi: eşit
Farzâ: Faraza, farz edelim ki, varsayalım
seng: taş
Vezn: tartı
Câhil
Câh ile gelmez fazilet câhile.
Şeyhülislam İbn Kemal
...
Makam ve mevki, faziletli yapmaz câhili
...
câh: makam, mevki
Şeyhülislam İbn Kemal
...
Makam ve mevki, faziletli yapmaz câhili
...
câh: makam, mevki
Hatâbîn Olanlar
Kalem-i sun'-u Hak'da sehv olmaz
Hep hatâbîn olanlar ahmakdır
Şeyhülislam İbn Kemâl
...
Unutmaz hiçbir şeyi Yaratıcı’nın kalemi
Ancak ahmak denir, âlemde kusur arayana
...
hatâbîn: hata, kusur arayan
Hep hatâbîn olanlar ahmakdır
Şeyhülislam İbn Kemâl
...
Unutmaz hiçbir şeyi Yaratıcı’nın kalemi
Ancak ahmak denir, âlemde kusur arayana
...
hatâbîn: hata, kusur arayan
Ekmeğini Taştan Çıkar
Âkil isen rızk için gerdûn-ı duna eğme ser
Âsyâb-âsâ yürü var ekmeğin taştan çıkar.
Hâşimî (16. Yüzyıl)
...
Baş eğme rızk için alçak dünyaya, akıllı isen,
Yürü, değirmen gibi, ekmeğini taştan çıkar, sen.
...
gerdûn: dünya, dönen
dûn: alçak
ser: baş
Âsyâb-âsâ: Değirmen gibi.
Âsyâb-âsâ yürü var ekmeğin taştan çıkar.
Hâşimî (16. Yüzyıl)
...
Baş eğme rızk için alçak dünyaya, akıllı isen,
Yürü, değirmen gibi, ekmeğini taştan çıkar, sen.
...
gerdûn: dünya, dönen
dûn: alçak
ser: baş
Âsyâb-âsâ: Değirmen gibi.
Belalar İçinde Nice Hayırlar Çıkar
Belâ zımnında râhat olduğun ızhâr eder halka
Felek bihûde hâr-ı hûşkden gülberk-i ter vermez
Fuzûlî
...
Belalar içinde nice hayırlar çıkar
Dikenli kuru dalda taze bir gül açar
...
hâr: diken,
huşk: kuru
gülberk: gül yaprağı
ter: taze
Felek bihûde hâr-ı hûşkden gülberk-i ter vermez
Fuzûlî
...
Belalar içinde nice hayırlar çıkar
Dikenli kuru dalda taze bir gül açar
...
hâr: diken,
huşk: kuru
gülberk: gül yaprağı
ter: taze
Nerede Yanlış Yaptık? (2)
Bizi eleştirenleri düşman bilmekle hata yaptık. Düşmanlık için cedelleşenlerle, bize doğruyu söyleyen veya doğruyu göstermeye çalışanları aynı kategoriye yerleştirip düşman belledik. Böylece, daima doğru yaptığımızı söyleyen övücülerle etrafımız çevrili iken, yanlış kararlarımızı sorgulayan ve kendisi için değil, kurumu ve ülkesi için doğru işlerin yapılmasını arzu eden mert insanları uzaklaştırarak, ilk hatanın üstüne, daha vahim ikinci hatayı yapmış olduk.
...
Hâlbuki hak yoldan ayrı düşerse, kendisini kılıçlarıyla düzelteceğini söyleyen dostlarını kucaklayıp, böyle dostlar verdiği için Allah’a hamdeden Hz. Ömer gibi bir örneğimiz vardı. Zâlim kardeşine de mazlûm kardeşine de yardım etmeyi buyuran Peygamberin ümmetiydik. O peygamber ki, zâlime nasıl yardım edileceği sorulduğunda, onu zulmünden alıkoymayı öğütlemişti.
...
Ne çabuk ve ne kolay kaybettik varlıkla imtihanı! Mal mülkle ve geçici oturduğumuz mevkilerimizle egomuzu nasıl da şişirdikçe şişirdik. Kendimizi biricik ve vazgeçilmez zanneyledik. Öyle ki, yaptıklarımızı eleştirenlerin, şahsımızı eleştirdiğini vehmetmeye başladık. Doğrucuları uzaklaştırdık, susturduk ve cezalandırdık. Aslında cezalandırdığımızı sandık. Hâlbuki cezalandırdığımız kendimizdi. Bize doğruyu söyleme ihtimali olan mert insanlardan kendimizi mahrum bırakmıştık.
...
Hayat yanlış da yapsak, doğru da, hep alkışlayan övücülerle ne kadar da güzeldi! Yanlışlar içinde bocalayıp durdukça, ne güzel şeyler yaptığımızı söyleyip bizi rahatlatan, eğlendiren saray soytarılarımız vardı!
...
Gün geldi, vakit tamam oldu. Biz mevkilerimizi, övücüler de bizi bıraktı. Derken geriye dönüp baktığımızda, doğruyu söylediği ve hatta söylemeye çalıştığı için nice dostları kaybettiğimizi gördük. Zamanında bizi daima alkışlayanlara gelince; aslında onlar asla var ve yar olmamışlardı, sadece var oldukları zehabına kapılmıştık. Onlar daha önce başkalarını alkışlamışlardı zaten; bir müddet bizim yanımızda göründüler. Şimdi alkışlayacak başkalarını çoktan bulmuşlardır bile.
...
Kaybettik aziz dost: Hem de en esaslı dostları, geçici olduğunu en çok bizim bilmemiz gereken mevkiler ve dünya hayatı için. Ve belki de o esaslı ve mert insanları, eleştirdiği için ihanetle suçlayarak kaybettik.
...
Biz mevkiyle, malla ve mülkle, hâsılı varlıkla imtihanı beceremedik, aziz dost. Bilmem şimdi durup düşünmek ve kayıplarımızı telafi etmek için vakit geçti geçmedi mi!
...
...
Hâlbuki hak yoldan ayrı düşerse, kendisini kılıçlarıyla düzelteceğini söyleyen dostlarını kucaklayıp, böyle dostlar verdiği için Allah’a hamdeden Hz. Ömer gibi bir örneğimiz vardı. Zâlim kardeşine de mazlûm kardeşine de yardım etmeyi buyuran Peygamberin ümmetiydik. O peygamber ki, zâlime nasıl yardım edileceği sorulduğunda, onu zulmünden alıkoymayı öğütlemişti.
...
Ne çabuk ve ne kolay kaybettik varlıkla imtihanı! Mal mülkle ve geçici oturduğumuz mevkilerimizle egomuzu nasıl da şişirdikçe şişirdik. Kendimizi biricik ve vazgeçilmez zanneyledik. Öyle ki, yaptıklarımızı eleştirenlerin, şahsımızı eleştirdiğini vehmetmeye başladık. Doğrucuları uzaklaştırdık, susturduk ve cezalandırdık. Aslında cezalandırdığımızı sandık. Hâlbuki cezalandırdığımız kendimizdi. Bize doğruyu söyleme ihtimali olan mert insanlardan kendimizi mahrum bırakmıştık.
...
Hayat yanlış da yapsak, doğru da, hep alkışlayan övücülerle ne kadar da güzeldi! Yanlışlar içinde bocalayıp durdukça, ne güzel şeyler yaptığımızı söyleyip bizi rahatlatan, eğlendiren saray soytarılarımız vardı!
...
Gün geldi, vakit tamam oldu. Biz mevkilerimizi, övücüler de bizi bıraktı. Derken geriye dönüp baktığımızda, doğruyu söylediği ve hatta söylemeye çalıştığı için nice dostları kaybettiğimizi gördük. Zamanında bizi daima alkışlayanlara gelince; aslında onlar asla var ve yar olmamışlardı, sadece var oldukları zehabına kapılmıştık. Onlar daha önce başkalarını alkışlamışlardı zaten; bir müddet bizim yanımızda göründüler. Şimdi alkışlayacak başkalarını çoktan bulmuşlardır bile.
...
Kaybettik aziz dost: Hem de en esaslı dostları, geçici olduğunu en çok bizim bilmemiz gereken mevkiler ve dünya hayatı için. Ve belki de o esaslı ve mert insanları, eleştirdiği için ihanetle suçlayarak kaybettik.
...
Biz mevkiyle, malla ve mülkle, hâsılı varlıkla imtihanı beceremedik, aziz dost. Bilmem şimdi durup düşünmek ve kayıplarımızı telafi etmek için vakit geçti geçmedi mi!
...
Kehf, 18/103-104
Helal Olmaz Faydası Bana
Kim ki benden nef' bulmaz istemen nef’in anın
Ol ki yok nef'im anâ nef'î banâ olmaz helâl
Fuzûlî
---
Faydasını istemem, benden fayda bulmayacak kimsenin
Helal olmaz faydası bana, faydam ermeyecek kişinin.
---
İstemem faydasını onun, ki benden fayda bulmayacak,
Helal olmaz faydası onun, ki faydam onu bulmayacak.
---
İsteme faydasını, senden fayda bulmayacak kimsenin,
Helal olmaz faydası onun, faydan ermeyecekse senin.
---
Ol ki yok nef'im anâ nef'î banâ olmaz helâl
Fuzûlî
---
Faydasını istemem, benden fayda bulmayacak kimsenin
Helal olmaz faydası bana, faydam ermeyecek kişinin.
---
İstemem faydasını onun, ki benden fayda bulmayacak,
Helal olmaz faydası onun, ki faydam onu bulmayacak.
---
İsteme faydasını, senden fayda bulmayacak kimsenin,
Helal olmaz faydası onun, faydan ermeyecekse senin.
---
Âl-i İmrân, 3/12
(Durma) Söyle inkâr eden o kâfirlere: Siz
Yenilgiye uğrayacaksınız (bu dünyada)
Ve cehennemdir varacağınız yer (ukbada)
Ne de kötü bir yerdir orası (bir bilseniz).
Yenilgiye uğrayacaksınız (bu dünyada)
Ve cehennemdir varacağınız yer (ukbada)
Ne de kötü bir yerdir orası (bir bilseniz).
Kişi Ettiğin Bulur
Sakın bir zerre-î nâçîzi pâmâl etme sultânım
Kişî ettîğinî elbet bulur günden ıyândır bu.
Feyzi-i Kadim (Hüseyin) (16. Asır)
---
En zelili bile, efendim, hor görmeyesin sakın
Malumdur kişinin ettiğini bulması pek yakın.
---
Nâçiz: Değersiz
Pâmâl etmek: Ezip geçmek, ayak altına almak
Iyân: Aşikâr
Kişî ettîğinî elbet bulur günden ıyândır bu.
Feyzi-i Kadim (Hüseyin) (16. Asır)
---
En zelili bile, efendim, hor görmeyesin sakın
Malumdur kişinin ettiğini bulması pek yakın.
---
Nâçiz: Değersiz
Pâmâl etmek: Ezip geçmek, ayak altına almak
Iyân: Aşikâr
Kargalar Serbest, Bülbüller Hapis
Gülşeninde âlemin ermez bu sırrâ hîç kes
Zağlar âzâde, bülbüller giriftâr-i kafes
Firaki (Kütahyalı Vaiz Abdurrahman)
---
Bu âlemde şu sırrı anlayamaz kimse
Kargalar serbest, bülbüller hapis kafeste.
---
Zağ: Karga
Giriftâr: Hapis
Zağlar âzâde, bülbüller giriftâr-i kafes
Firaki (Kütahyalı Vaiz Abdurrahman)
---
Bu âlemde şu sırrı anlayamaz kimse
Kargalar serbest, bülbüller hapis kafeste.
---
Zağ: Karga
Giriftâr: Hapis
İki İbrahim
Dü İbrâhîm âmed be-deyr-i cihân
Yekî büt-şiken şod yekî büt-nişân
Figani
---
Gördü iki İbrahim mabed-i cihan,
Put kırardı biri, diğeri put yapan.
---
Yekî büt-şiken şod yekî büt-nişân
Figani
---
Gördü iki İbrahim mabed-i cihan,
Put kırardı biri, diğeri put yapan.
---
Kanuni Sultan Süleyman devri şairlerinden Figanî’nin şöhretinin artmasıyla birlikte düşmanları da artmış, Sadrazam Pargalı Damat İbrahim Paşa’nın Mohaç Muharebesi'nden sonra Budin'den getirtip At Meydanı'nda kendi sarayının karşısına diktirdiği heykeller için şairin bu beyti söylediği iddia edilmiştir. Şair genç yaşta boğularak veya farklı bir şekilde idam edilmiştir.
---Dakika Gecikmez Ölüm
Oğünme kendimin deyu bu âsiyâ, ki mevt
Etmez, çü nevbetin gele, asla dakika fevt.
Cenânî/Cinânî (Müverrih Bursalı Mustafa) (ö. 1004 / 1595)
---
Ey âsî! Bu benimdir diye atma çalım,
Sıran gelince, dakika gecikmez ölüm.
Etmez, çü nevbetin gele, asla dakika fevt.
Cenânî/Cinânî (Müverrih Bursalı Mustafa) (ö. 1004 / 1595)
---
Ey âsî! Bu benimdir diye atma çalım,
Sıran gelince, dakika gecikmez ölüm.






