Uludağ Ü. İlahiyat Fakültesi Dinler Tarihi Anabilim Dalı

  • MECRA ATIF SİSTEMİ

    Makaleler ve kitaplar için atıf sistemi

  • MECRA ŞABLONU

    Zotero ve Mendeley programlarında kullanılmak üzere hazırlanmış Mecra şablonunu indirmek için tıklayınız.

İletişim


Adres: 
Bursa Uludağ Ü. İlahiyat Fakültesi 
Fethiye Mahallesi Kırlangıç Sokak 16140
Nilüfer / Bursa 


Email: 


Telefon: 
(0224) 243 15 70 (Dahili: 60233)


Fax: 
(0224) 243 15 73 
Fakültemizin faksıdır.
Lütfen Muhammet Tarakçı'ya iletilmek üzere gönderildiğine dair bir notu, faksa ilave ediniz.

Share:

Kitap Basımı ve Yeni Tarzlar 1


Eski bir çizgi film geldi bugün aklıma. Mucidin biri, zaman makinesi icat etmiş. Zaman yolculuğu yaparak tekerleğin ve ilkel arabaların yeni icat edildiği Taş Devrine gitmiş. Dönemin insanlarının kendi gelişimlerini doğal bir yolla sağlamaları için, Taş Devri insanlarına sonraki gelişmeleri ve yanlışlarını söylememeye karar vermiş. Ancak Taş Devri insanları, zaman yolculuğu yapan bu kişiyi biraz ahmak görmüşler ve alay etmeye başlamışlar. Zaman yolcusu bir sabretmiş, iki sabretmiş, sonunda dayanamayıp: 

“Bana bakın” diye haykırmış. “Asıl aptal sizsiniz. Şu yaptığınız taş ve sert tekerlekler var ya, işte o tekerleklerin yumuşak olması gerekiyor. Yumuşak yaptığınız şu yollarınızın da, aslında sert olması gerek.”

İşleri ters yapan sadece Taş Devri insanları değil. Bizim de bazı işlerimiz (çoğu mu demem gerek?) terstir. Mesela, kütüphanelerimiz kitap bakımından eksik ve zayıf, ama şahsi kütüpheneler zengindir. Ortalama bir kütüphanede, uzman bir akademisyenin uzmanlık alanıyla ilgili kitapların belki yarısı -o da iyimser bir tahminle- bulunur. Bizler, kütüphanede istediğimiz kitapları bulamadığımız için, şahsî kütüphanemizi zenginleştirmeye çalışmışız. Sorunu doğru tespit etmiş; çözümü yanlış yapmışız. Kütüphanede istediğimiz kitapları bulamıyorsak, bunun çözümü, şahsi kütüphaneleri zenginleştirmek değil, kütüphaneyi zenginleştirmektir. 

“E, akademisyenler, kitap kurtları kitap almasınlar mı?” diyenlere, peşinen söyleyeyim: 

Bu da, benim teklifimden çıkarılabilecek yanlış bir sonuç.


Share:

Kitap Basımı ve Yeni Tarzlar 2


Akademik çalışmalar, büyük çoğunluğu itibariyle, çok satan ve dolayısıyla gelir getiren bir uğraş değildir. Yayınevleri açısından düşünülecek olursa, depolarda binlerce kitabı belki yıllarca bekletmek gerekebilir. 

Yazar da ve muhtemelen yayınevi de akademik kitaplardan büyük (ve hatta küçük) kazançlar elde edemediğine göre, bu tür çalışmaların elektronik olarak (Pdf veya epub vb.) dağıtımı yapılabilir. 
Sistem şu şekilde işletilebilir: 

a) Umumi okuyucu için kitaplar elektronik ortamda çok cüz'i bir ücretle (belki ücretsiz olarak) sunulur.

b) Kütüphaneler için 300, 500 adet ciltli ve kaliteli baskılar yapılır. Bu baskı, tıpkı prestij baskılar gibi, fiyatlandırılabilir. Yayınevleri de genel akademik kitaptan elde edecekleri gelirleri, öncelikle kütüphaneler için hazırlanan bu baskılardan sağlarlar.
Share:

Kitap Basımı ve Yeni Tarzlar 3


Epub ve mobi gibi elektronik kitaplarda matbu ve pdf kitaplardaki gibi sabit sayfa numaraları vermek bilebildiğim kadarıyla pek mümkün olmuyor.

Epub veya mobi formatındaki akademik bir kitaba, akademik bir çalışmada referans göndermek yerine, çoğu araştırmacı kitabın matbu şeklindeki sayfa numarasını kullanmayı tercih etmektedir.

Bu noktada geçmişe bir yolculuk yapabilir ve belki de bu yolculukta doğru bir uygulama bulabiliriz.

Eski Yunan'da yazılan ilk felsefe eserlerini veya Ortaçağ'da yazılan bazı eserleri düşünün. Bu eserlerde sayfa numarası yerine paragraf numarası kullanılmıştır.

Aslında paragrafa yapılan referans, sayfa referansından daha avantajlı olabilir. Zira genelde, bir sayfada iki, üç veya daha fazla/az paragraf bulunur. Referans yapılan bir paragraftaki bilgiyi bulmak, sayfanın tümünde aynı bilgiyi bulmaktan çok daha kolay olabilir.

Paragraf numarası sistemi, epub ve mobi gibi elektronik kitaplara referans gösterme konusunda yaşanan sorunu da çözebilecek gibi görünüyor.


Share:

Münâfıkûn, 63/4

Bakınca, hayran kalırsın endamına,
Konuşsa, kulak verirsin kelamına.
Aslında odun gibi köksüz ve soysuzdurlar.
Yükselen her sesi, kendilerine düşmanlık sanırlar.
Halbuki asıl kendileri düşmanlık edip durmaktalar.
Bu nedenle sakınıp uzak durasın onlardan.
Allah'ından bulasıcalar! Nasıl da yüz çeviriyorlar Hakk'tan!




Share:

Şehitlerimiz

Tuzak kurarak müteammiden yedi yetişmiş insanımızın canına kıyan ve yaşam haklarını ellerinden alan kâtil yakalanmış ve biz onu kanun koruması altında yaşatmaya devam edeceğiz. 

Avrupa Birliği kriterlerine normal vatandaşların hak ve kazanımları konusunda değil de, suçluların korunmasında tam uyuyor olmak ne kadar tuhaf!

İdam cezasının insanlarımızı katleden ve suçu tam olarak kanıtlanmış terör suçluları için geri getirilmesi düşüncesini destekliyorum.

İdam cezası uygulanmadığında daha medeni olacağımızı, evladını kaybeden anaya, eşini kaybeden kadına ve hâlâ babasının geleceği günü bekleyen bebeklere ve çocuklara anlatmayı deneyin. Bakın bakalım, ne göreceksiniz boyunları bükülmüş o insanların gözlerinde. 

Empatimizi de sempatimizi de hak eden, eli kanlı kâtil terörist değil, mazlum ve mağdur şehit yakınlarıdır, hatta şehitlerimizdir.


Share:

Gemlik Zeytin Dalı Derneği

Gemlik Zeytin Dalı Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği'nde Yahudi-Hıristiyan İlişkileri ve Kıyamet Seneryolarını konuştuk. İlgili ve meraklı muhataplar bulmanın hazzını yaşadık.


Share:

Âlim & Câhil

Mansıbda bir olsâ dahi ger âlim ü câhil
Zâhirde müsâviyse hakîkatde bir olmaz
Altun ile farzâ ki berâber çekilē seng
Vezn içre bir olmak ile kıymetde bir olmaz
Şeyhülislam İbn Kemâl
...
İkisi de aynı mevkide olsa da alim ile câhil
Görünüşte eşit olsalar da hakikatte aynı değil
Altınla taşın beraber tartıldığını bir düşün hele,
Ağırlıkları eşit olsa da kıymetleri bir değil.
...
Mansıb: Mevki, makam
ger: Eğer
Zâhir: Görünüş
müsavi: eşit
Farzâ: Faraza, farz edelim ki, varsayalım
seng: taş
Vezn: tartı


Share:

Câhil

Câh ile gelmez fazilet câhile.
Şeyhülislam İbn Kemal
...
Makam ve mevki, faziletli yapmaz câhili
...
câh: makam, mevki


Share:

Hatâbîn Olanlar

Kalem-i sun'-u Hak'da sehv olmaz
Hep hatâbîn olanlar ahmakdır
Şeyhülislam İbn Kemâl
...
Unutmaz hiçbir şeyi Yaratıcı’nın kalemi
Ancak ahmak denir, âlemde kusur arayana
...
hatâbîn: hata, kusur arayan


Share:

Ekmeğini Taştan Çıkar

Âkil isen rızk için gerdûn-ı duna eğme ser
Âsyâb-âsâ yürü var ekmeğin taştan çıkar.

Hâşimî (16. Yüzyıl)

...

Baş eğme rızk için alçak dünyaya, akıllı isen,
Yürü, değirmen gibi, ekmeğini taştan çıkar, sen.

...

gerdûn: dünya, dönen
dûn: alçak
ser: baş
Âsyâb-âsâ: Değirmen gibi.


Share:

Belalar İçinde Nice Hayırlar Çıkar

Belâ zımnında râhat olduğun ızhâr eder halka
Felek bihûde hâr-ı hûşkden gülberk-i ter vermez
Fuzûlî
...
Belalar içinde nice hayırlar çıkar
Dikenli kuru dalda taze bir gül açar
...
hâr: diken,
huşk: kuru
gülberk: gül yaprağı
ter: taze
Share:

Nerede Yanlış Yaptık? (2)

Bizi eleştirenleri düşman bilmekle hata yaptık. Düşmanlık için cedelleşenlerle, bize doğruyu söyleyen veya doğruyu göstermeye çalışanları aynı kategoriye yerleştirip düşman belledik. Böylece, daima doğru yaptığımızı söyleyen övücülerle etrafımız çevrili iken, yanlış kararlarımızı sorgulayan ve kendisi için değil, kurumu ve ülkesi için doğru işlerin yapılmasını arzu eden mert insanları uzaklaştırarak, ilk hatanın üstüne, daha vahim ikinci hatayı yapmış olduk.
...
Hâlbuki hak yoldan ayrı düşerse, kendisini kılıçlarıyla düzelteceğini söyleyen dostlarını kucaklayıp, böyle dostlar verdiği için Allah’a hamdeden Hz. Ömer gibi bir örneğimiz vardı. Zâlim kardeşine de mazlûm kardeşine de yardım etmeyi buyuran Peygamberin ümmetiydik. O peygamber ki, zâlime nasıl yardım edileceği sorulduğunda, onu zulmünden alıkoymayı öğütlemişti.
...
Ne çabuk ve ne kolay kaybettik varlıkla imtihanı! Mal mülkle ve geçici oturduğumuz mevkilerimizle egomuzu nasıl da şişirdikçe şişirdik. Kendimizi biricik ve vazgeçilmez zanneyledik. Öyle ki, yaptıklarımızı eleştirenlerin, şahsımızı eleştirdiğini vehmetmeye başladık. Doğrucuları uzaklaştırdık, susturduk ve cezalandırdık. Aslında cezalandırdığımızı sandık. Hâlbuki cezalandırdığımız kendimizdi. Bize doğruyu söyleme ihtimali olan mert insanlardan kendimizi mahrum bırakmıştık.
...
Hayat yanlış da yapsak, doğru da, hep alkışlayan övücülerle ne kadar da güzeldi! Yanlışlar içinde bocalayıp durdukça, ne güzel şeyler yaptığımızı söyleyip bizi rahatlatan, eğlendiren saray soytarılarımız vardı!
...
Gün geldi, vakit tamam oldu. Biz mevkilerimizi, övücüler de bizi bıraktı. Derken geriye dönüp baktığımızda, doğruyu söylediği ve hatta söylemeye çalıştığı için nice dostları kaybettiğimizi gördük. Zamanında bizi daima alkışlayanlara gelince; aslında onlar asla var ve yar olmamışlardı, sadece var oldukları zehabına kapılmıştık. Onlar daha önce başkalarını alkışlamışlardı zaten; bir müddet bizim yanımızda göründüler. Şimdi alkışlayacak başkalarını çoktan bulmuşlardır bile.
...
Kaybettik aziz dost: Hem de en esaslı dostları, geçici olduğunu en çok bizim bilmemiz gereken mevkiler ve dünya hayatı için. Ve belki de o esaslı ve mert insanları, eleştirdiği için ihanetle suçlayarak kaybettik.
...
Biz mevkiyle, malla ve mülkle, hâsılı varlıkla imtihanı beceremedik, aziz dost. Bilmem şimdi durup düşünmek ve kayıplarımızı telafi etmek için vakit geçti geçmedi mi!
...
Share:

Kehf, 18/103-104



Haber verelim mi size:
Amelleri en çok zayi olacak kimdir ahirette?
Yaptıkları ne varsa dünyadayken, boşa gitmiştir hepsi,
Sorsaydınız halbuki, çok iyi işler yaptıklarını söylerlerdi size.



Share:

TÜRKİYE'DE DİNLER TARİHİ ÇALIŞMALARI

İLETİŞİM FORMU

Ad

E-posta *

Mesaj *

Translate

En Çok Okunanlar

ZAMAN GEZGİNİ