Uludağ Ü. İlahiyat Fakültesi Dinler Tarihi Anabilim Dalı

  • MECRA ATIF SİSTEMİ

    Makaleler ve kitaplar için atıf sistemi

  • MECRA ŞABLONU

    Zotero ve Mendeley programlarında kullanılmak üzere hazırlanmış Mecra şablonunu indirmek için tıklayınız.

Mert Oruçlu

1) Mert oruçlu, iftardan sonra belli olur; zira varlık dönemlerinde oruç gündüzden ziyade, iftar ile sahur arasında tutulur.

Normal günlerde 24 saatte yediğiniz yemeği, Ramazanda iftar ile sahur arasındaki 6-7 saatte yerseniz, bu oruç, “Oruç tutunuz, sıhhat bulursunuz.” hadisindeki gibi sıhhat vesilesi olmaktan ziyade, vücuda yorgunluk ve zarar olur.

2) Mert oruçlu, gündüzleri açlık çekendir. Açlık çekmiyorsanız, orucunuzu sorgulayın.

Ertesi gün açlık çekmeyeyim diye, tıka basa doyduğunuz sahurdan sonra, uykunuz da tam bir dinlenme vasıtası olmaz. Zira siz uyusanız da, bedeniniz hazım faaliyetleri için üç beş saat tam randıman çalışmasına devam eder.

İftarınızı ve sahurunuzu hafif yapın ki, vücut gerçekten yılda bir ay dinlenebilsin.

3) Sözün özü, oruç bize helallere karşı kendimizi tutma becerisi kazandırır. İftardan sonra, yemeklere saldırmadan, kendinizi tutup az yiyebiliyorsanız, gündüz orucunun manasını anlayabilmişsiniz demektir.
Share:

2019 Mezunlarına

Vakit tamam oldu, ey cân, gitmektesin! Şimdi yola revan olma zamanı, beş yılın ardından, tatlı ve acı hatıralarla doldurduğun heybeni yüklenip. Her ayrılık biraz hüzündür gidenin ve geride kalanların kalbinde. Ama seninki kutlu ve şen bir gidiştir ey cân! Kelebeğe dönüşüp kozasından çıkan tırtıl misali, şimdi kendi ufkuna doğru yol alacak, yükseleceksin. Şüphesiz hayatının önemli dönüm noktalarından birindesin. Bundan sonra dinlemek, ders almak, not tutmak yerine, kürsülerde, sınıflarda ve koridorlarda yankılanacak olan senin sesin. O halde biz de sözümüzü Şeyh Edebali’ye uyduralım; bu olsun son alacağın ders, son bir esin. 

Ey cân!
Bundan sonra öfke başkasına, sabır sana. 
Küsmek, gücenmek başkasına, gönül almak sana. 
Yanlış yapmak başkasına, gönül almak ve köprüler kurmak sana. 
Kötü ve kırıcı söz başkasına, affetmek sana. 
Yorulmak başkasına, gayret sana. 
Bencillik başkasına, fedakârlık sana. 

Yolun açık olsun ey cân! İki cihanda aziz ve bahtiyar olasın! Burada iyilikler gördün; bundan sonraki hayatında onları çoğalt. Bazen zorluklar ve yanlışlar da gördün. Yanlışları hatırlayıp uzak durmaya çalış. Bundan sonra sana, ne çalışman veya ne yapman gerektiğini söyleyen olmayacak. Bu ömrü nasıl doldurmak istediğini düşün ve hayatı öyle yaşa. Unutma, bir işe başlamadan önce düşünmek ve planlamak için harcadığın vakit, ne kadar uzun olursa olsun, kayıp değil, bilakis kazanımdır. 
Şerli işler gibi, hayırlı işler de pek çoktur. Ama ömür ne tüm şerli işleri yapmak isteyene, ne de tüm hayırlı işleri yapmak isteyene cömert değildir. Şerli işlerden kaçınacağına şüphemiz yok zaten. Ama hayırlı işler arasında da bir tercih yapman gerekecek. Sen etkisi, faydası ve sevabı bakımından en hayırlıya tâlip ol, ey cân! En hayırlısını en güzel şekilde yapabilmek için Rabbine sürekli niyazda bulun. 

Şimdi talebelikten muallimliğe geçme zamanı. Ama iki şeyi unutma. Mezara kadar gayr-i resmi talebeliğe, öğrenmeye devam et. Mum gibi, başkalarını ışıtırken, kendin erimeyesin.  Okumaktan asla vazgeçme; okuyarak kendini besle! İkincisi, ey cân, sadece tebliğle mükellef olduğunu unutma! Vazifemiz anlatmaktır. Sözümüz bazen tesir eder, bazen etmez. Sonuç alamadığında, sorumluluğu sadece kendine yükleme. Başkalarına yapmadığın gibi, kendine de haksızlık yapma. Bu rahatlığı hissettiğinde, anlatmak ve tebliğde bulunmak kolaylaşır. Tebliğinde sonuç alamadığında, yüzün solmaz, omuzun düşmez. Hem unutma, sözün ne zaman tesir edeceğini de bilemezsin. Bugün söylediğin bir söz, meyvesini belki bir yıl, belki yıllar sonra da verebilir. 

Mademki en hayırlısına tâlip olacağız; o halde, ey cân, bilmelisin ki tek başına yapabileceğin işler çeşidi ve etkisi bakımından sınırlıdır. Daha etkili olmak için, seninle aynı düşünen veya benzer işler yapanlarla işbirliğinin yollarını ara. Gerektiğinde bu kişilerle dernek ve vakıf kurarak kurumsallaşmaya çalış. İslâm’da dağdaki bir manastıra çekilip uzlet hayatı yaşamanın tasvip edilmediğini unutma. Cemiyet insanı ol. 

İslâm’ın tüm insanlığa gönderilmiş bir din olduğunu da daima hatırla. Bu, tebliğinin tüm insanlara şâmil olmasını gerektirir. Hiç kimseyi hayat tarzından, giyiminden, renginden, dininden dolayı dışlama. Hepsi senin tebliğ faaliyetinin muhatabıdır. Şairin dediği gibi, defineye mâlik nice viraneler vardır. Her dinden insana, sarhoşuna, hırsızına, arsızına yüz çevirme. Unutma, onlar sana ve senin tebliğine muhtaç. Onlar seni bekliyor. Onları ötekileştirmekten sakın.

En çok da, Müslümanlar arasında nifak çıkarmaktan sakın, ey cân! İftiradan değil, gıybetten bile uzak durmayı öğreten bir dinin mensubu olarak, hiçbir Müslümanı ismen eleştirmemeye gayret et. Dilini tut. Âh, bilsen, dili tutmak ne zordur! Sen, sadece doğruları ve yanlışları söyle. Kişilerin isimlerini vererek, itibar suikastı yapma. Senin yanında Müslüman kardeşinin itibarının zedelenmesine de izin verme. Kardeşinin hukukunu ve itibarını koru. Yanlışı düzeltmek başka, yanlış yapanı afişe etmek veya rezil etmek başkadır, unutma. 

Din, vefadır bir bakıma; kâfirlik, küfrân-ı nimet veya nankörlük en büyük günahtır. İnsanlara karşı da nankör olma. “İnsanlara teşekkür etmeyen, Rabbine şükretmez” hadisini daima aklında tut. Vefakâr ol. Bu kapsamda, sizi başka başka ülkelerden alıp Bursa’ya getiren, burada okuma imkânı veren, burs veren devlete ve kurumlara; hayatın boyunca kullanacağın diplomanı alman için ter döken hocalarına da vefakâr ol! Biz, sizi ülkemizin ebedi gönüllü elçileri olarak görüyoruz. Burada hayır haberlerine, öz aile bireylerin kadar sevinecek insanların bulunduğunu bil. İrtibatını koparma, olur mu?

Yolun açık olsun, ey cân! Ayağına taş, yüreğine telaş, gözüne yaş değmesin. 

13.05.2019
Prof. Dr. Muhammet Tarakçı
Bursa Uludağ Ü. İlahiyat Fakültesi Dekan Yardımcısı

Share:

Gerçek Gündem

Kısrak tay doğurur, gıkı çıkmaz. Tavuk yumurta çıkarır, mahalleyi kaldırır ayağa. 

Bir evladı şehit olana bakıyorum, bir de tokat bile sayılmayacak bir darbe alana, hep bu özlü söz geliyor aklıma.

Gündemimizi çığırtkanların belirlemesine fırsat vermeyelim. Şehitlerimiz var. Gerçek gündem budur.
Share:

Ülke TV - Ehl-i Kitap


Ülke TV'de "Konuşacaklarımız Var" programında Orhan Karaağaç Bey'in konuğu olduk.

Prof. Dr. Özcan Hıdır ve Prof. Dr. İbrahim Hilmi Karslı hocalarımızla Ehl-i Kitap konusunu konuştuk.


Share:

KURAV - Kur'an Oturumları (Hicr, 16-25)


Share:

Düşün Altındaki Binlerce Kefensiz Yatanı

Bizim evin küçük hanımı Zeynep Zahide sekiz yaşında. Okulunda İstiklal Marşı'nı ezber okuma yarışması yapıldı. Küçük hanımı evde epeyce dinledik. Hanımefendi
"Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı" 
diye ezberlemiş. 
Biz düzeltiyoruz:
- Kızım, öyle değil. "Düşün altında binlerce kefensiz yatanı" olacak.
Sonra şüpheye düştük. İnternete baktığımızda her iki şekilde pek çok paylaşım gördük. Bunun üzerine dün facebook ve twitter hesaplarımda anket düzenledim. Ankette her iki şıkka da yüzde 50 civarında oy çıktı.
Şimdi kamuoyunu ikiye bölen ihtilafı çözüme kavuşturma zamanı.
İstiklal Marşı aruzla yazılmıştır ve vezni

Feilâtün ( Fâilâtün ) / Feilâtün / Feilâtün / Feilün ( Fa'lün )

şeklindedir. Ekteki resimde de gösterildiği üzere şiirin
"Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı" şekli doğru olmalıdır.

Teşekkürler evimizin küçük hanımı. Sayende ben ve benim gibi pek çok kişi yıllarca tekrarladığımız bir yanlışı düzelttik.

Dü-şü-nal-tın da-ki-bin-ler ce-ke-fen-siz ya-ta-nı
Fe-i-lâ-tun fe-i-lâ-tun fe-i-lâ-tun feilun


Share:

Bir İlkokul Hayali

Bir ilkokul hayal ediyorum evlatlarımız için. Öğlen öğretim dersleri bitsin. Yemekten sonra 16.00'ya kadar sosyal, kültürel ve sportif etkinlikler ya da beraber film seyretmek gibi eğlenceleri olsun.

Ödevler büyük oranda bitsin. Çocuk eve geldiğinde bilgiye ve eğlenceye doymuş olsun. Evinde ebeveyniyle ve varsa kardeşleriyle iyi vakit geçirsin.

Hasılı çocukluğuna doysun evlatlarımız. Ebeveynlerin akademik başarı takıntılarının kurbanı olmasınlar.

Mutlu bir çocukluk dönemi sağlıklı bir toplumun ilk adımlarından sayılmaz mı?
Böyle bir okul var mı bilemiyorum. Ama olsaydı, çocuğunuzu göndermek ister miydiniz?
Share:

KURAV - Kur'an Oturumları (İbrahim, 22-27)


Share:

Yahudiler ve Para


Share:

İsmail Kıllıoğlu 2

İlahiyat Fakültelerinde felsefe derslerine çok önem ve yer verildiğine ilişkin öfkeli söylemlere karşın, felsefe dersleri İlahiyat Fakültelerinde daima üvey evlat muamelesi görmüştür. Bu biraz felsefede ele alınan konuların ilahiyat öğrencilerine uzak biraz da zor gelmesinden kaynaklansa gerektir.
Bizim öğrenciliğimiz zamanında da öyleydi. Felsefe tarihi dersini takip etmekte zorlanırdık. Hocamız belli bir seviyeyi korumaya çalışarak dersi anlatır; ders esnasında veya sonunda soru sormamıza izin verirdi.
Felsefe altyapısı iyi olmayan ve çoğunluğu itibariyle felsefeye ilgi de duymayan öğrencilerden müteşekkil sınıfımızda sorulan sorular da oldukça basit olurdu. Bir matematik profesörüne üçgenin iç açıları toplamını sormak gibiydi, felsefe tarihi hocamıza derste sorduğumuz sorular.
Pek çok başka derste ve hocada örneğini gördüğümüz gibi, hocamız "bu nasıl soru?" diye söze başlayarak bizi aşağılayabilir, hatta hakaret de edebilirdi. Ama hocamız bizim seviyesi yerlerde gezen sorularımıza büyük bir ciddiyetle cevap verirdi. Ardından, "Eğer şöyle soracak olursanız..." veya "Eğer şunu soracak olursanız..." diye yeni bir bahis açarak, o günkü dersle ilgili asıl sorulması gerekenleri bize açıklardı.
Felsefe Tarihi hocamız İsmail Kıllıoğlu'ndan aklımda kalan bu ikinci hayat dersidir: Öğrencini/muhatabını küçümseme, ona hakaret etme. Bilakis kendisini değerli hissetmesini sağla. Ama zerafet ve nezaketle asıl yapılması, sorulması, görülmesi gerekeni de açıkla.
Bize dersini mümkün olabilecek en yüksek düzeyde anlatırken, edebi, zerafeti ve küçüklere bile saygı göstermeyi öğreten hocam! İki cihanda aziz ve bahtiyar olasınız.
Share:

İsmail Kılloğlu 1

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde galiba 3. sınıftaydım. 1994 yılı olmalı. Hocamız derse geldi. Kürsüsüne oturup ders notlarını hazırladıktan sonra, derse başlamak üzere başını kaldırdı. Yüzünde sanki bir kara bulut dolaştı bir anda. Neşesini kaybetti mi, bize mi öyle geldi, yoksa ben mi şimdi öyle hatırlıyorum, emin değilim. Bakışı öğretmen masasının hemen önündeki ilk sırada oturan öğrenciye takıldı. Öğrenci arkadaşımız elindeki gazeteyi çarşaf gibi bir güzel açmış hiç istifini bozmadan okuyordu.
Hocanın bir öfke patlaması yaşayacağını, celallenip bağıracağını ve belki de öğrenciyi dersten kovacağını düşünüyor/bekliyorduk.
Derin bir nefes aldı hocamız ve gazete okuyan öğrenciye dönerek "Bir habere mi takıldın evladım" dedi, "Ben de bazen okuduğum bir yazıya dalar, etrafımı unuturum. Eğer böyle bir yazıysa okuduğun, seni bekleyebilirim."
Ne zerafetti yâ Rabbi!
Öğrenci hemen toparlandı, özür diledi. Ders huzurla başladı.
Bize hem felsefeyi hem edep ve zerafeti hem de sınıf yönetimini öğreten hocamız İSMAİL KILLIOĞLU idi.
Onun şahsında tüm öğretmenlerime hayırlı uzun ömürler dilerim. Merhum hocalarıma Rabbim merhametiyle muamele eylesin.
Bize bu dünyada rehberlik eden tüm hocalarıma, dünyada ve ahirette Kur'ân rehber olsun; iki cihanda aziz ve bahtiyar olsunlar.

http://www.biyografya.com/biyografi/10278
Share:

Dinle Yarışmaya Çalışan Ulu Hocalar!

Satrancı, ney'i, Allah'ın helal kıldığı yiyecekleri gençlere yasaklayan; hanımları sadece siyah renk elbise giymeye, peçe takmaya ya da çarşafa mecbur eden, huzuru değil, huzursuzluğu tercih ve terviç eden ulu hocalar! İstikbalin genç Müslüman deistleri sizin eseriniz olacaktır.
...
Tebessüm öfke kadar ve sevgi nefret kadar prim yapmıyor, ne yazık ki!
...
Yangın var deyip mumla adam arayan İsmail Bey'e kulak verin, lütfen.


Share:

İnşaat değil, inşa

İnşaat değil, inşa et.
Tarihi, kültürü, ilmi, sanatı, edebiyatı, şehri ve istikbali inşa et.
Yetişir artık bu kadar inşaat.
Share:

Nisa 46

"Kelimeleri yerlerinden oynatıyorlar" değil.
"Kelimeleri yerlerinden kaydırıyorlar" değil.

"Kelime oyunu yaparlar" veya "Laf çarptırırlar"
"Kelime oyunlarıyla laf çarptırırlar."

ya da

"Kelimelerin anlamını çarpıtırlar".

Âyetin devamında bunun örnekleri veriliyor. "Semi'nâ ve eta'nâ" (işittik ve itaat ettik) yerine "semi'nâ ve asaynâ" (işittik ve isyan ettik), "dinledik" yerine "dinledik ya, dinlemez olası" gibi birtakım kelime oyunlarıyla laf sokuşturmak isteyen Yahudilerden bahsediliyor.

Bu nedenle, âyetin çevirisini şöyle yapmak mümkündür:
"Bazı Yahudiler, dine saldırmak maksadıyla dillerini eğip bükerek «işittik ve isyan ettik!», «Dinle, a dinlemez olası!» ve «Râinâ» diyerek kelime oyunlarıyla laf çarptırırlar."
 الله أعلم بالصواب



Share:

TÜRKİYE'DE DİNLER TARİHİ ÇALIŞMALARI

İLETİŞİM FORMU

Ad

E-posta *

Mesaj *

Translate

En Çok Okunanlar

ZAMAN GEZGİNİ